Adem (A.S)

İNSANIN YARATILIŞI İlk insan, ilk peygamber, insanlığın […]

İNSANIN YARATILIŞI

İlk insan, ilk peygamber, insanlığın babasıdır. Allah-u Teala Hz. Adem (a.s)’i topraktan yarattı. Yüce Allah yeryüzünde bir halife yaratacağını meleklerine bildirdiği zaman, ilim, irade ve kudret sıfatlarıyla donatacağı bu varlığın yeryüzüne uyum sağlaması için maddesinin de yeryüzü elementlerinden olmasını dilemiştir. “Sizi (aslınız Adem’i) topraktan yaratmış olması O’nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa) yayılır bir beşer oldunuz.” (Rum, 30/20) Allah-u Teala Hz. Adem (a.s)’i yaratırken maddesi olan toprağı çeşitli hal ve safhalardan geçirmiştir.

1-) “Turab” safhasından sonra “Tîn” safhası: Tîn: Toprağın su ile karışımıdır ki, buna çamur ve balçık denilir. Bu safha insan ferdinin ilk teşekkül ettirilmeğe başlandığı merhaledir. “O (Allah) her şeyi güzel yaratan ve insanı başlangıçta çamurdan yaratandır.” (Secde, 32/7) Hayat kaidesinin candan sonra iki temel unsuru “su” ve “toprak”tır. “Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üzerinde yürüyor, kimi iki ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört ayağı üzerinde yürüyor. Allah ne dilerse yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla kadirdir. ” (Nûr, 24/45) “O (Allah) sudan bir beşer (insan) yaratıp da onu soy-sop yapandır. Rabbin her şeye kadirdir.” (Furkan, 25/54)

Yeryüzünün 4/3’ü su ile kaplıdır. İnsan vücudunun da %75’i sudur. Demek ki dünyadaki bu düzen aynen insana da intikal ettirilmiştir. Yine Cenabı Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor; “Andolsun biz insanı (Âdem’i) çamurdan süzülmüş bir hülâsadan yarattık.” (Mü’minun, 23/12) İste ilk insan, yaratılışının mertebelerinde, önce böyle bir çamurdan sıyrılıp çıkarılmış, sonra hülasadan (bir soydan) yaratılmıştır.

2-) “Tîn-i lâzib”: Cıvık ve yapışkan çamur demektir. Toprağın su ile karıştırılıp çamur olmasından sonra, üzerinden geçen merhalelerden birisi de “Tîn-i lâzib” yani yapışkan ve cıvık çamur safhasıdır. Cenab-ı Allah bu süzülmüş çamuru cıvık ve yapışkan bir hale getirdi. “Biz onları (asılları olan Âdem’i) bir cıvık ve yapışkan çamurdan yarattık. ” (Sâffât, 37/I 1)

3-) “Hame-in Mesnûn”: Sonra cıvık ve yapışkan çamur “Hame-in Mesnûn” haline getirildi. “Hame-in Mesnûn”, suretlenmiş, şekil verilmiş, değişmiş ve kokmuş bir haldeki balçık demektir. “Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, suretlenmiş ve değişmiş bir çamurdan yarattık.” (Hicr, 15/26-28) Böylece Allah-u Teala Adem (a.s.)’i topraktan yaratmaya başlıyor. Bunu da su ile karıştırarak “Tîn-i Lâzib” yapıyor. Sonra bunu da değişikliğe uğratarak kokmuş ve şekillenmiş “Hame” (balçık) haline getiriyor.

4-) “Salsal”: Kuru çamur demektir. Cenab-ı Allah kokmuş ve suretlen miş çamuru da kurutarak “Fahhar” (kiremit, saksı, çömlek) gibi tamtakır kuru bir hale getirdi. “O Allah insanı bardak gibi (pişmiş gibi) kuru çamurdan yaratmıştır.” (Rahmân, 55/14)

HAZRETİ ÂDEM’E RUH VERİLMESİ

Cenab-ı Allah Hz. Adem (a.s)’i yaratırken, yukarıda anlatıldığı gibi maddesi olan çamuru, çeşitli mertebelerde değişikliğe uğratarak, canın verilmesi ve ruhun üflenmesine müsaid bir hale getirdi. Nihayet şekil ve suretinin tesviyesini ve düzenlemesini tamamlayınca ona can vermiş ve ruhundan üflemiştir: “Rabbin o zaman meleklere demişti ki: ‘Ben muhakkak çamurdan bir insan yaratacağım. Artık onu düzenleyerek (yaratılışını) tamamlayıp ona da ruhumdan üfürdüğüm zaman kendisi için derhal (bana) secdeye kapanın.’ Bunun üzerine İblis’ten başka bütün melekler secde etmişlerdi. O (İblis) büyüklük taslamış ve kafirlerden olmuştu. Allah: ‘Ey İblis iki elimle (bizzat kudretimle) yarattığıma secde etmekten seni alıkoyan nedir? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa yücelerden mi oldun?’ buyurdu. İblis dedi ki: ‘Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.” (Sâd, 38/71-76)

Cenab-ı Allah böylece Hz. Adem (a.s)’i en mükemmel bir şekilde yarattı. Yaratılışı tamamlandıktan sonra Allah-u Teala O’na;

– “Haydi şu meleklere git, selam ver ve onların selamını nasıl karşıladıklarını dinle! Çünkü bu, hem senin, hem de zürriyyetinin selam laşma örneğidir.” Bunun üzerine Hz. Adem (a.s) meleklere;

– “Es-Selamü Aleyküm” dedi. Onlar da;

– “Es-Selamü Aleyke ve Rahmetullah” diye karşılık verdiler, Adem (a.s), insanların büyük atası olduğu için, Cennete giren her kişi, Adem (a.s)’in bu güzel suretinde girecektir. Hz. Adem’in torunları, O’nun güzelliğinden birer parçasını kaybetmeye devam etti. Nihayet bu eksiliş şimdi (Hz. Muhammed (s.a.v) zamanında) sona erdi.

HAZRETİ ADEM’E İSİMLERİN ÖĞRETİLMESİ

Allah (c.c) Hz. Adem (a.s)’i yarattıktan sonra, dünyaya yerleşip kendilerinden faydalanabilmeleri için O’na eşyanın isimlerini ve özelliklerini öğretti. İsimlerin konulduğu varlıkları anlama kabiliyeti verdi. “Hani Rabbin bir vakit meleklere;

– ‘Muhakkak Ben, yeryüzünde (emirlerimi tebliğ etmeye ve uygulamaya koyacak) bir halife (bir insan) yaratacağım’ demişti. (Melekler de);

– ‘Biz seni hamdinle tesbih ve seni ayıplardan, sana ortak koşmaktan ve eksikliklerden tenzih edip dururken orada (yerde) bozgunculuk edecek, kanlar dökecek kimselermi yaratacaksın?’ demişlerdi. Allah (c.c);

– ‘Sizin bilmeyeceğinizi her halde ben bilirim’ demişti. Allah (c.c), Adem (a.s)’e bütün isimleri öğretmişti. Sonra onları (onların delâlet ettikleri alemleri ve eşyayı) meleklere gösterip ‘doğrucular iseniz (her şeyin içyüzünü biliyorsanız) bunları isimleriyle beraber bana haber verin’ demişti. (Melekler) de;

– “Seni tenzih ederiz, senin bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Çünkü her şeyi hakkıyla bilen, hüküm ve hikmet sahibi olan şüphe siz ki sensin, sen demişlerdi.” (Bakara, 2/30-32)

Allah-u Teala, Adem (a.s)’i yeryüzünde halifesi yapacağını meleklerine istişare eder gibi tebliğ etmiş, Adem (a.s)’i yarattıktan sonra ona eşyanın isimlerini öğretmiş, eşyanın bilgisini edinme ve beyan etme kabiliyetini vermiştir. Meleklerin devamlı olarak tesbih ve takdis vazifesiyle meşgul olmaları ve nefislerinin olmaması sebebiyle yeryüzünde halifelik ve imtihan keyfiyetlerine Adem (a.s) ve evlatlarının lâyık olacaklarını Adem (a.s) ile meleklerini bir imtihandan geçirerek göstermiştir. Yüce Allah Adem (a.s)’i yarattıktan sonra zevcesi Havva’yı onun eğe veya başka bir görüşe göre kaburga kemiğinden yarattı.

HAZRETİ ADEM’İN CENNETE YERLEŞTİRİLMESİ

Yüce Allah Adem (a.s) ve hanımına şöyle diyerek, Cennete yerleştirdi: “Ve demiştik ki: ‘Ey Adem, sen ve eşin Cennette yerleş, otur. Ondan (Cennet’in yiyeceklerinden) istediğiniz yerden ikiniz de bol bol yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa ikiniz de kendinize zulm edenlerden olursunuz.” (Bakara, 2/35)

Daha önce İblis Hz. Adem (a.s)’in üstünlüğünü çekemeyerek Al lah’ın emrine karşı gelmiş, Hz. Adem (a.s)’e secde etmeyip, saygı göster memiş ve Cennetten kovulmuştu. O zaman Şeytan’ın Hz. Adem ve evlatlarına musallat olup azdırma imkanı kaldırılmamıştı. Hatta, İblis’e onları günah işlemeye teşvik etme gücü verilmişti. Çünkü Hz. Adem (a.s)’in şeref ve üstünlüğü, nefsine ve şeytana uymamakla gerçekleşecekti. Kendilerine verilen akıl ve irade sebebiyle Hz. Adem (a.s) ve soyu, imtihandan geçecekler, sınanmaları için de peygamberler gönderilecekti.

Vesvese vererek insanları azdırma kabiliyetine sahip olan Şeytan, ne yaptıysa yaptı, bir yolunu bularak Cennete girebildi. “Derken şeytan, onlardan gizli bırakılmış avret yerlerini kendilerine açıklayıp göstermek için ikisine de vesvese verdi ve ‘Rabbiniz size bu ağacı başka bir şey için değil, ancak iki melek olacağınız yahut ölümden kurtulup ebedi olarak kalıcılardan bulunacağınız için yasak etti’ dedi. Bir de onlara, ‘Ben sizin iyiliğinizi isteyenlerdenim’ diye yemin etti. İşte bu şekilde ikisini de aldatarak o ağaçtan yemeye tevessül ettirdi. Ağacın meyvesini tattıkları anda ise, avret yerleri kendilerine açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından üst üste yamayıp örtmeye başladılar. Rableri de “Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi? diye nida etti.” (Arâf 7/20-22)

Bundan sonra Adem (a.s), Rabbinden (vahiy yoluyla) kelimeler belleyip aldı ve şöyle diyerek Allah’a yalvardılar: “Ey Rabbimiz kendimize yazık ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bizi esirgemezsen herhalde en büyük zarara uğrayanlardan olacağız dediler.” (Arâf, 7/23)

“Sonra Rabbi O’nu seçti (peygamber yaptı) da tövbesini kabul buyurdu ve O’na doğru yolu gösterdi.” Allah (c.c) şöyle buyurdu: “Dünyada birbirinize düşman olmak üzere her ikiniz de oradan (Cennetten) ininiz. Artık benden size bir hidayet (kitap) geldiği zaman, kim benim hidayetime uyarsa, işte o sapıklığa düşmez ve bedbaht olmaz (ahirette zahmet çekmez).” (Tâha, 20/122-123)

Böylece Hz. Adem, Hz. Havva ve nesillerinin yeryüzünde yerleşip kalmaları ve burada üreyip geçinmeleri, imtihan edilmeleri takdir edildi ve gerçekleştirildi.

HAZRETİ ADEM’İN PEYGAMBERLİĞİ

Hz. Âdem ilk insan olduğu gibi aynı zamanda ilk peygamberdir. Hz. Âdem yeryüzüne indirildikten sonra, Cenab-ı Allah insan nesillerinin hepsini O’nunla eşi Hz. Havva’dan türetmiştir. Allah-u Teala bu hakikati Nisa suresinin birinci ayetinde şu şekilde dile getiriyor: “Ey insanlar! Sizi tek bir candan (Âdem’den) yaratan, ondan da yine onun zevcesini (Havva’yı) yaratan ve ikisinden pek çok erkekler ve kadınlar türetip yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının…” (Nisâ, 4/2)

Bir hadis-i şeriflerinde Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Allahu Teala Âdem (a.s)’i yeryüzünün her tarafından avuçladığı bir avuç topraktan yarattı. Bunun için Âdemoğulları kendilerinde bulunan toprak miktarına göre, kimi kırmızı, kimi beyaz kimi siyah, kimi bunların arasında bir renkte, (tabiat bakımından da) kimi yumuşak, kimi sert, bazıları kötü, bazıları da iyi olarak geldiler.” (Tirmizî, Tefsir, 3) Bu hadisi Tirmizi sahih bir senetle rivayet etmiştir.

Allah (c.c), insanı nefsinin şehvet ve Şeytan’ın vesveselerine maruz kalacak şekilde yaratmış, ona bunlara karşı koyacak akıl, hayır ve şerri birbirinden ayırt edecek vicdan (kalp gözü) vermiştir. Cenab-ı Allah böylece insanı bu dünyada imtihan alanına koyduğu için, hikmet ve rahmetinin gereği olmak üzere hayır, fazilet, şer ve rezalet yollarını gösterecek, hak ile batılı öğretecek, hayır yollarına irşad edecek peygamberler göndermiştir. Cenab-ı Hak peygamberler göndermekle, insanın tabiatına ve halifeliğine uygun imtihan şartlarını tamamlamıştır. Neticede insan bu dünyada yaptıklarının hesabını öldükten sonra diriltilince verecek, imanlı olup iyilik ve sevap terazileri ağır gelenler Cennete girecektir. Bunları kendilerine öğretip ikaz etmek için peygamberlere ihtiyaç vardır. İlk insanlara peygamber olmaya en layık olan zat, Allah-u Teala’nın doğrudan doğruya vasıtasız konuştuğu ataları Hz. Âdem (a.s)’di.

Hz. Âdem (a.s)’in peygamberliği kendisine emir ve nehiy olunduğuna dalalet eden Kur’an ayetleri ile sabittir. Çünkü O’nun zamanında başka bir peygamber yoktu. Bu duruma göre kendisine gelen o emir ve nehiyler, vahiy vasıtasıyla olup başka bir vasıta ile değildir. Kur’anda geçen Hz. Âdem (a.s)’in iki oğlunun Allah’a kurban takdim etmeleri, ikisinden birinin kurbanının kabul olunduğunun bildirilmesi Hz. Adem (a.s)’e vahiy ile bildirilmiştir.

Hz. Adem (a.s)’in evlatları onun irşadı ile Allah’a iman etmiş, zamanlarındaki maddi ve manevi ihtiyaçlarını temin eden hükümleri O’ndan öğrenmişlerdir. İnsanların dinden ayrılarak ihtilaf etmeleri, Hak dinin izini kaybederek batıl itikatlara saplanmaları sonradan çeşitli sebeplerle meydana gelen kötü bir durumdur. Böylece beşeriyetin başlangıcının bir vahşet devri olmadığı anlaşılır. Hz. Adem (a.s)’den sonra yeryüzünün çesitli bölgelerine dağılan insanlar doğru yoldan ayrılmışlardır. Allah (c.c), onlara zaman zaman peygamberler göndermiştir.