Allah’tan başkasına dua edilebilir mi? Allah’a dua edilirken başkasına istigase yapılabilir mi?

Bismillahirrahmanirrahim   Sorunuz vesile ve istigase ile […]

Bismillahirrahmanirrahim

 

Sorunuz vesile ve istigase ile ilgilidir. Bu iki kavram ayrı şeylerdir. Bu nedenle öncelikle tevessül ve istigase kavramlarının ne anlama geldiğini bilmemiz gerekir.

Vesile, bir amaca, gayeye vasıta olan şeydir. İstigase ise yardım istemek anlamındadır.

Tevessül, “Vesile”yi elde etmektir. İnsanların Hakk’a ermeleri ve hakikati görmeleri için daima vesileler olmuştur. Kur’an-ı Kerim’de:

“Ey iman edenler! ALLAH’tan korkun. O’na yaklaşmaya bir vesile, bir yol arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki kurtuluşa eresiniz.”1 buyrulmaktadır. Mümin; duasında, amelinde, davranışlarında ve düşüncesine istikamet getirmede vesile arayabilir. Mesela Hz. Peygamber (S. A.V.) Efendimiz bizim için büyük hakikatin duyurulmasında, Kur’an-ı Kerim ise hakikatin tefsir ve şerhinde en büyük vesiledir. Mana büyüklerimiz, mürşidlerimiz ve müceddidlerimiz de bizim için birer vesiledir. Bu manada, mana büyüklerinden dua istemek, onlara meşru dairede hürmet göstermek şirk değildir. Ancak şunu hiçbir zaman gözden kaçırmamak gerekir: Onlar bize hak ve hakikati izah ederler. Ancak hidayete erdiremezler. Onlara hidayet isnadı yapmak yanlıştır, şirktir. Mana büyükleri bir vesiledir; ama onlar “Hidayete erdiriyor” demek çok yanlıştır.

Kulu ALLAH’a yaklaştıracak vesilelerin başında iman, Kur’an-ı Kerim, ihlas ve salih ameller gelir. Salih amellerin başında farzlar yer alır. İnsanın sırf imanla yetinmeyip, ALLAHu Teâlâ’ya yaklaştıran sebeplere ciddi olarak sarılması gerekir. ALLAH için sevmek, ALLAH’ın dostlarını sevmek ve onların meclisine girmek, dualarına ortak olmak, ilahi rahmeti çekmek için en büyük sebeplerden birisidir. Gerçek âlimler ve kâmil mürşitler insanı ALLAH’a yaklaştıran vesilelerdir. ALLAH dostlarının duası makbuldür.

Kişiyi ALLAH’a yaklaştıran her şey, ayet-i kerimede bahsi geçen vesileye dâhildir. Peygamberleri ve velileri sevmek, ALLAH dostlarını ziyaret etmek, ALLAH yolunda infakta bulunmak, bol bol dua etmek, akraba hukukunu gözetmek, ALLAH’ı çokça zikretmek ve benzeri şeyler bunlardandır. Buna göre ayet-i kerimenin manası: “Sizi ALLAH’a yaklaştıran her şeye yapışınız, O’ndan uzaklaştıran her şeyi de terk ediniz.” demek olur. Durum böyle olunca müslümanların, ALLAH dostlarını ziyaret etmelerini yanlış görüp bunun ALLAH’tan başkasına bir ibadet olduğunu zannederek onları küfür ve şirk ile suçlamak kesinlikle doğru değildir.

Tevessül neden şirk değildir?
Kâmil velileri vesile edenler, onların ALLAH’ın kulu olduğunu biliyorlar. Onları ALLAH’a ortak ve yardımcı görmüyorlar. Onlarda ALLAH’a ait yetkilerin olduğunu söylemiyorlar. Sadece, onlardaki ihlas, takva ve salih amellere itibar ediyorlar. Onların bu takva ile ilahi huzurda kabul gördüklerini, naz ve niyaz makamında bulunduklarını, dualarının kabul edildiğini, ALLAH Teâlâ’nın onlardan razı olduğunu düşünüyorlar. Bu halleriyle onların:

“Kulum, kendisine farz kıldığım şeylerden, bence daha sevimli herhangi bir şeyle bana yakınlık kazanamaz. Kulum bana farzlara ilaveten işlediği nafile ibadetlerle durmadan yaklaşır, nihayet ben onu severim. Ben onu sevdiğim zaman da artık onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı olurum. Benden her ne isterse, onu mutlaka veririm, bana sığınırsa, onu korurum.”2 kudsi hadis-i şerifindeki iltifat ve ikrama ulaştıklarına inanıyorlar. Bunun için onların isimlerini dualarına ekliyor, güzel sıfatlarını isteklerinin ilahi huzurda kabulüne destek yapıyorlar. Yoksa onlar, ALLAH Teâlâ’dan istenecek bir şeyi velilerden istemiyorlar.

Bu kudsi hadis-i şeriften anlaşılıyor ki: Önce farzları, sünneti, sonra da nafileleri işlemeye devam eden müslüman, sürekli mücahede içinde olan insan demektir. O zaman da ALLAH’ın sevgisini kazanır. ALLAH’ın yardımı ve hidayet her işinde görülür. “İşiten kulağı gören gözü…” beyanları, ilahi yardımın o kulun bütün hayatında tecelli edeceği anlamında güzel, güçlü ve tatlı bir mecazi anlatımdır.

Farzlar ve nafilelere devam etmek, ALLAH’ın kulunu sevdiğine işarettir. ALLAH’a ibadetlerle yaklaşılır. ALLAH, razı olduğu kullarına her işte yardım eder. ALLAH dostlarının duası makbuldür.

Salihleri vesile yapıp ALLAH Teâlâ’dan bir şey istemeyi tenkid edenler, bunun her namazda Fatiha suresinde okunan:

“ALLAH’ım! Ancak sana kulluk eder, sadece senden yardım isteriz”3 ayet-i kerimesine ters düştüğünü söylüyorlar. Hâlbuki bu ayet-i kerimede, ALLAH’tan bir şey isterken içimizdeki salihlerin zikredilmesine ret değil, açıkça bir işaret vardır. Çünkü ayet-i kerimede: “Sadece senden isterim” denmiyor, “isteriz” deniyor. Ayet-i kerimeyi okuyan kimse yalnız da olsa, “ben” değil “biz” ifadesini kullanıyor. Bununla kul, kendini aciz görüp tevazua bürünür ve şöyle demek ister: “ALLAH’ım! Bizler topluca sana yöneldik; ancak sana kulluk ediyor; sadece senden yardım istiyoruz. Ben senin huzurunda tek başıma bir şey talep etmeye ehil ve layık değilim. İçimizde gerçek kulluk yapan ve duasında samimi olan salihlerle birlikte senden istiyorum. Benim isteğimi onların duasına kat, kabul eyle” Eğer kibrimizi kırar da ALLAH’a giden yolda o saadetli büyükleri terbiyemizde rehber, dualarımızda vesile edersek inşaALLAH maksadımıza ulaşırız.

Yeter ki, bunları vesilelikten, sebeplikten, yaratıcılık vasfına çıkarmayalım. Çünkü “kâinatta Allah’tan başka hakikî müessirin olmadığı” inancı, imanımızın gereğidir.

Bazı kimseler, “İslâm’da türbe ziyareti yoktur” şeklinde konuşuyorlar. Yanlış söylüyorlar. İslâm dininde kabir ziyareti vardır. Evliyaullah’tan ve eski büyüklerden birinin türbesi de bir kabirdir ve Müslümanlar bu gibi yerleri ziyaret edebilirler. Bir kabrin başında Fatiha okuyup sevabını orada yatan mevtaya bağışlamak kesinlikle şirk değildir. Ancak dileklerin gerçekleşmesi için veya hastalıktan kurtulmak amacıyla din âlimlerine veya şeyhlere ait türbeleri ziyaret edip mum yakmak, çaput-bez bağlamak, taş yapıştırmak ve adak adamak suretiyle ölülerin ruhaniyetinden medet ummak yaygın hurafelerden birisidir.

Kabir ziyareti; erkek ve kadın Müslümanlar için menduptur. Kabirleri ziyaret eden kimse, kıbleye veya ölülerin yüzüne karşı dönerek: “Es-Selâmu aleyküm yâ ehle’l kubûr. Ve innâ inşâALLAHu biküm lâhi-kûn. = Ey kabir halkı! Allâh’ın selâmı üzerinize olsun. İnşaALLAH biz de size bir gün kavuşacağız.” diyerek selâmlar. Kabir ziyaretinde bulunan, sevabını ölülere bağışlamak üzere Kur’an-ı Kerim okur, onlar ve kendisi için duada bulunur. Kabir ziyaretinde, mezar taşlarına el-yüz sürülmez, kabirler çiğnenmez, üzerine oturulmaz ve yatılmaz. Ayrıca kabirlere karşı namaz kılınmaz ve ölülere adakta bulunulmaz. Ziyaret esnasında kabirlerin etrafında dolaşmak, mum yakmak gibi bid’at ve hurafelerden uzak durulmalıdır.

Anadolu, evliyalar yurdudur. Müslümanların eski din hocalarının, gerçek şeyhlerin, kamil mürşidlerin, fukahanın, müfessir ve muhaddislerin kabirlerini ziyaret etmeleri, kınanacak bir şey değil, aksine övülecek hayırlı bir şeydir.

İslâm büyüklerinin türbelerine gitmek elbette ki, plaja, meyhaneye, fısk ve fücur yerlerine gitmekten hayırlıdır.

Dinimizde ziyaretin adabı vardır. Din bize “Bu ilaç başımın ağrısını geçirdi…” şeklinde konuşmamıza bile izin vermiyor. Nasıl denilecek? “Bu ilaç ALLAH’ın izni ile, O’nun şifa yaratması ile başımın ağrısını geçirmeye vesile oldu…” denilecek. Böyle bir inanca ve zihniyete sahip olunacak.

Bilenler bilir, bilmeyenler inkâr eder; bir ruhaniyetler âlemi vardır. Ricalullah vardır, kutub, gavs, nüceba, nükeba, ebdal ve başka rical-i gayb vardır. Bunlar bu dünya, insanlık, bir şehir veya köy halkı, bir toplum için bereket, muhafaza, ALLAH’a manevî yakınlık vesileleridir. Ağır bir yük taşıyan bir Müslümanın, arkadaşına “Şu yükü taşımama yardım ediver…” demesi nasıl şirk değilse, ruhaniyet sahiplerinden manevî yardım istemek de değildir.

Asıl büyük şirk benliğine, nefs-i emmâresine tapmaktır. Ben ben ben… demektir. Birtakım ruhbanları erbap haline getirmektir.

Yavuz Sultan Selim Han devri ulemasından İbn Kemal hazretleri, velileri şöyle anlatıyor: “Onlar bu dünya hayatında kın içindeki kılıç gibidir. Öldükten sonra dünya kınından sıyrılmış olurlar ve daha keskin hale gelirler.”

Mezarlık, kabir, türbe ziyareti konusunda Ehl-i Sünnet ve Cemaat uleması, fukahası, gerçek şeyhler, kâmil mürşidler, büyük müftüler ne demişlerse o bilgilere uyalım. İbn Teymiyye, Muhammed İbn Abdülvehhab gibi gulüvve kaçmış kimselere uymayalım. İslâm’da tevessül vardır, istigase vardır. Bu konuda aşırı ve uç fırkaların doktrinlerini benimsemeyelim.

dipnot

(1) Mâide sûresi:35
(2) Buhârî, Rikak:38
(3) Fatiha sûresi:4

Selam Ve Dua ile