Başımıza Musibet Geldiğinde Okunacak Dualar

İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyete göre; Rasûlüllâh […]

İbni Abbâs (Radıyallâhu Anhümâ)dan rivâyete göre; Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) sıkıntı ânında:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْعَظِيمُ الْحَلِيمُ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَرَبُّ الْأَرْضِ وَرَبُّ الْعَرْشِ الْكَرِيمِ

“Azîm ve Halîm olan Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve değerli Arş’ın Rabbi olan Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur” (Buhârî, De‘avât:26, no:5986, 5/2336; Müslim, no:2730; Tirmizî, no:3435; İbnü Mâce, no:3883; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/619) diye zikrederdi.

Abdullâh ibni Câfer (Radıyallâhu Anhümâ) şöyle demiştir: Amcam Ali (Radıyallâhu Anh) bana Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem)in sıkıntı ânında ve başına bir musîbet geldiğinde okuduğu bâzı kelimeler öğretmiştir ki onlar da:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللّٰهِ وَتَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، وَالْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

“Halîm ve Kerîm olan Allâh’tan başka hiçbir ilâh yoktur. Allâh çok münezzehtir. Büyük Arş’ın Rabbi olan Allâh çok hayır sâhibidir. Bütün hamdler âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur” (Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, no:10465, 6/162; Hâkim, el-Müstedrek:1/508; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/620) zikirleridir.

Bir rivâyete göre Ali (Radıyallâhu Anh) yeğeni Abdullâh ibni Câfer’e: “Ben sana Hasan’a ve Hüseyn’e bile öğretmediğim ve sâdece sana tahsis ettiğim bir zikir öğreteceğim ki başın dara düştüğünde bunu söylersin, hastaların üzerine bunu okursun, ölüye telkinde bulunurken bunu söylersin, Allâh’tan bir şey isteyeceğinde bununla duâ edersin” dedi. Abdullâh da kızını Abdülmelik ibni Mervân ile evlendirip Şâm’a gönderirken onu uğurlamak için kendisiyle birlikte bir mil kadar yol aldıktan sonra onu kenara çekerek: “Kızım, sen gurbet diyârına gidiyorsun, başına bir sıkıntı yâhut gam ve keder isâbet ettiğinde bu kelimeleri söyle ve her türlü musîbeti bu zikirle karşıla” demiştir. (Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ, no:10463- 10468, 6/160-162; İbnü Ebî Şeybe, el-Musannef:10/204; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/620)

Abdullâh ibni Câfer’in, babasından (Câfer-i Tayyâr) (Radıyallâhu Anhümâ) rivâyetine göre Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem): “Ölüm döşeğindeki kimselerinize:

لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ الْحَلِيمُ الْكَرِيمُ، سُبْحَانَ اللّٰهِ رَبِّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ، الْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ

zikrini telkin edin” buyurdu. O zaman: “Yâ Rasûlellâh! Bu zikir(in okunması) diriler için nasıl olur?” denilince: “Daha iyi, daha güzel” buyurdu. (İbni Mâce, Cenâiz:3, no:1446, 1/465; Hakîm-i Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl:2/279; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/620)

Ebudderdâ (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur: “Her kim sabahladığında ve akşamladığında yedi defa:

حَسْبِىَ اللّٰهُ لاَ إِلٰــهَ إِلاَّ هُوَ. عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

derse, Allâh-u Azze ve Celle dünyâ ve âhiret işlerinden ona sıkıntı veren şeylere kâfi gelir.” (İbnü Sünnî, Amelü’l-yevm ve’l-leyle, no:71, Sh:36-37; Ebû Dâvûd, Edeb:110, no:5081, 4/2164; Kurtubî, el-Câmi‘u li-ahkâmi’l-Kur’ân:10/443; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/616)

Diğer bir rivâyette burada: (صَادِ قاً كَانَ بِهَا أَوْ كَاذِبًا) “Bunu doğru(, mânâsında samimi olarak ve Allâh-u Te‘âlâ’ya tam güvenerek, bir niyet üzere veya niyetsiz) veya yalancı (tam güvenmeyi beceremeyen) biri olarak da dese böyledir” (Ebû Dâvûd, Edeb:110, no:5081, 4/2164) şeklinde bir ilâve vardır.

Büreyde (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurmuştur:
“Her kim, beş vakit namazın ardında şu on kelimeyi okursa:

حَسْبِىَ اللّٰهُ لِدِينِى ، حَسْبِىَ اللّٰهُ لِمَا أَهَمَّنِى ، حَسْبِىَ اللّٰهُ لِمَنْ بَغٰــى عَلَىَّ ، حَسْبِىَ اللّٰهُ لِمَنْ حَسَدَنِى ، حَسْبِىَ اللّٰهُ لِمَنْ كَادَنِى بِسُوءٍ ، حَسْبِىَ اللّٰهُ عِنْدَ الْمَوْتِ ، حَسْبِىَ اللّٰهُ عِنْدَ الْمَسْأَلَةِ فِى الْقَبْرِ ، حَسْبِىَ اللّٰهُ عِنْدَ الْمِيزَانِ ، حَسْبِىَ اللّٰهُ عِنْدَ الصِّرَاطِ ، حَسْبِىَ اللّٰهُ لاَ إِلٰــهَ إِلاَّ هُوَ ، عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ إِلَيْهِ أُنِيبُ

Allâh-u Te‘âlâ’yı o anda kendisine yeterli gelinmiş ve ihtiyâcı görülmüş olarak bulur. O on kelimenin beşi dünyâ için beşi âhiret içindir. (Dünyâ için olanlar): Dînim için Allâh bana yeter. Mühim işlerim için Allâh bana yeter. Bana karşı azanlar için Allâh bana yeter. Beni kıskananlara karşı Allâh bana yeter. Bana kötü hile yapanlar için Allâh bana yeter. (Âhiret için olanlara gelince): Ölüm zamanında Allâh bana yeter. Kabirdeki suallerde Allâh bana yeter. Mîzânda Allâh bana yeter. Sıratta Allâh bana yeter. (Her yerde ve her zaman) Allâh bana yeter. Ondan başka hiç bir ilâh yoktur, ancak ona güvendim ve ancak ona yönelirim.” (Hakîm-i Tirmizî, Nevâdiru’l-usûl:2/14; Kurtubî, el-Câmi‘u li-ahkâmi’l-Kur’ân:10/443)
Bekkâr ibni Muhammed (Radıyallâhu Anh)dan rivâyet edilen bir hadîs-i şerîfte Rasûlüllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem):

“Her kim Tevbe sûresinin son iki âyetini:

لَقَدْ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مِنْ أَنْفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُمْ بِالْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَحِيمٌ . فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِيَ اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

okumaya devam ederse, enkaz altında kalarak, boğularak, yanarak ve demir darbesiyle ölmez.” (Muhammed el-Ğâfıkî, Lemehâtü’l-envâr, no:966, 2/758; Irâkî, el-Muğnî, no:1110, 2/858; Zebîdî, el-İthaf:187) buyurmuştur.

Hüseyn (Radıyallâhu Anh) şöyle demiştir: “Her kim sabahladığı zaman yedi kere:

حَسْبِيَ اللّٰهُ لَا إِلٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

derse o gün ve o gece kendisine ne bir sıkıntı, ne bir musîbet, ne de boğulma isâbet etmez!” (Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/616)

Ebuşşeyh (Rahimehullâh) Muhammed ibni Kâ‘b (Radıyallâhu Anh)ın şöyle anlattığını rivâyet etmiştir: Rûm diyârına bir seriyye sefere çıkmıştı. İçlerinden bir adam düşerek ayağı kırıldı, onu taşımaya güç yetiremeyince atını yanına bağladılar, yanına biraz azık ve su da bıraktılar. Onlar dönüp gidince birisi geldi ve: “Ne oldu sana burada?” diye sordu. O kişi: “Ayağım kırıldı, arkadaşlarım da beni terk etti” deyince o kişi: “Elini ağrı hissettiğin yere koy ve:

فَإِنْ تَوَلَّوْا فَقُلْ حَسْبِىَ اللّٰهُ ۘ لآَ إِلٰــهَ إِلاَّ هُوَ ۜ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَ هُوَ رَبُّ الْعَرْشِ الْعَظِيمِ

âyet-i kerîmesini oku” dedi. Bunun üzerine adam elini koyup âyeti okur okumaz ânında iyileşti ve atına binip arkadaşlarına yetişti. (Muhammed el-Ğâfıkî, Lemehâtü’l-envâr, no:970, 2/760-761; Süyûtî, ed-Dürru’l-mensûr:7/615-616; Âlûsî, Rûhu’l-me‘ânî:10/584)

100120130954

090120131259

090120131253

102622122012

100120131004

Tags: