Çocuk Doğumunda Yapılması Gerekenler

DOĞUM Ebenin dindar olması, hiç olmazsa çocuğu […]

DOĞUM

Ebenin dindar olması, hiç olmazsa çocuğu alırken “besmele” çekmesi gerekir. Doğumun kolay olması için Ashabı Kehf’in isimleri yazılarak, doğum anında üzerinde bulundurulabilir. Doğum odasında dinimiz ölçülerince yabancı olan kimselerin olmamasına dikkat edilmelidir. Doğumdan kurtulan anneye de, “geçmiş olsun” demeli ve bir çocuk dünyaya getirdiği için onu tebrik etmelidir. Zira çocuğu olanı tebrik etmek müstehabdır. Doğum sonrasında anne için hâsıl olan fıkhi hükümleri bilmiyorsa, bilen biri tarafından kendisine anlatılmalıdır. Çocuğun kırkı çıkana kadar mümkün mertebe anne yalnız bırakılmamalı ve kendisine maddi ve manevi olarak yardımcı olunmalıdır.

İSİM KONULMASI

Dünyaya gelen çocuğun, önce sağ kulağına ezan, sol kulağına da kamet okunmalıdır. Böylece çocuğa, ilk İslami telkin ve davet yapılmış olur. Kalbi de, ezanın derin tesirinden bir hisse alır. Nitekim bu dünyadan ayrılırken de, insana Kelime-i Tevhid telkin edilir.

Hz. Fatıma (r. anha), Hz. Hasan’ı dünyaya getirdiğinde Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, O’nun kulağına ezan okumuşlardır.

Ayrıca, yeni doğan çocuğun damağına tatlı bir şey sürmek müstehabdır. Buna “tahnik” denir. Tahnik, hurmayı ağızda iyice çiğnedikten sonra çocuğun ağzına dokundurmaktır. Hurma bulunmadığında, herhangi bir tatlı gıda da olabilir.

Ashab-ı Kiramdan Ebu Musa (r.a.) anlatıyor; “Bir oğlan çocuğum dünyaya geldi. Onu alıp Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e götürdüm. Çocuğun adını İbrahim koydu. Sonra da ağzına hurma alıp iyice çiğneyerek çocuğumun ağzına sürdü. Ve bereket ile dua ederek çocuğu tekrar bana verdi.”

Dünyaya gelen çocuğa yapılacak ilk iyilik ve ikram, ona güzel isim vermektir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz: “Kıyamet gününde siz, kendi isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız. O halde isimlerinizi güzelleştiriniz.”

Konacak isimler hakkında da Efendimiz (s.a.v) bir hadis-i şerifinde şöyle buyurmaktadır; “Peygamberlerin isimleriyle isimleniniz. İsimlerin Allah’a en sevimlisi, Abdullah ve Abdurrahman’dır.”

Çocuğun, yedinci günü adı konulduktan sonra saçları kesilip ağırlığınca altın veya gümüş sadaka olarak verilir. Nitekim Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, Hz. Hasan’ı dünyaya getirdiği zaman Hz. Fatımâ (r. anha)’ya şöyle buyurmuştur; “Ya Fatıma! Çocuğun başını tıraş et ve ağırlığı kadar da gümüşü sadaka olarak ver.”

Kız çocuklarının saçları tıraş edilmez, tahmini olarak ağırlığınca altın veya gümüş sadaka olarak verilir.

AKİKA KURBANI

Akika kurbanı da, çocuğun doğduğu günden bulûğa ereceği güne kadar kesilebilir. Fakat yedinci günü kesilmesi daha faziletlidir. Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, akikanın durumunu soran Ümmü Kürz’e şu cevabı vermiştir; “Oğlan çocuğunda iki, kız çocuğunda bir koyun (kesilir).”

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulur; “Her oğlan çocuğu Akika kurbanı ile rehindir. Akika, çocuğun doğumunun yedinci günü kesilir. Adı konulur ve başı tıraş edilir.”

Akika, vacip değil, müstehabdır. Normal kurban gibidir. Eti, derisi satılmaz. Kemikleri kırılmaz. Akikanın etinden kesen de yiyebilir.

Akika, çocuğu rehin olmaktan kurtarır. Zira o, akîkasına karşılık bir rehindir. İmam Ahmed bin Hanbel der ki: “Çocuk, ana-babasına şefaat etmekten alıkonulur, ancak. Akika ile şefaat hakkı doğar.”

SÜNNET EDİLMESİ

Sünnet olmak, peygamberlerin yoludur. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyururlar: “Dört şey peygamberlerin sünnetlerindendir: Sünnet olmak, güzel koku sürünmek, misvak kullanmak ve evlenmek.”

Hz. Cabir (r.a.)’de der ki; “Resulüllah (s.a.v.) Efendimiz, torunları Hasan ve Hüseyin’e Akika kurbanı kesti. Yedinci günlerinde de onları sünnet ettirdi.”

Sünnetçinin de dindar olmasına dikkat edilmelidir. Sünnet esnasında Efendimiz (s.a.v)’e salatü selam getirilir, tekbiratlar okunur. Sünnetten sonra tanıdıklar toplanılarak bir ikramda bulunmak örfümüzdeki güzel bir uygulamadır. Ama bu ikram esnasında kadın ve erkek karışık şekilde bulunmamalıdır. Yapılan ikram içkili, çalgılı gibi dinimizin yasakladığı bir biçimde olmamalıdır. Bu vesileyle Kur’an okutmak ve sohbet tertiplenmesi daha güzeldir. Sohbette Efendimiz (s.a.v)’in sünnetinin önemi ve gerekliliği cemaate anlatılır.

ÇOCUĞUN EĞİTİMİ

Aile içersinde gördüğü ve işittiği her şey, çocuğun hafızasında bir model olarak yer alır. Çocuk, her gördüğüne dikkatle bakar, sonra da bu gördüklerini taklit etmeye ve yapmaya çalışır. Her işittiğini de dikkatle dinler. Zamanla bu işittiklerini söylemeye gayret eder. Bu bakımdan anne ve babalar, her hususta

yavrularına örnek olmalıdırlar. Çocuğun imanı, daha küçük yaşta iken aile ocağında şekillenir. Eğitim konusundaki temel kaideye göre, anne ve babasının dini üzere yetişir. Nitekim hadis-i şerifte; “Her çocuk İslam fıtratı üzere doğar. Daha sonra ana-babası onu; Yahudi, Hıristiyan veya Mecusi yaparlar”  buyurulur.

Çocuk konuşmaya başladığı zaman, ona söyletilecek ilk kelime, “Allah” lafzı olmalıdır. Böylece, kalbe iman tohumları ekilirken, çocuğun gönül ufku da zikrullahın nuruyla aydınlanmaya başlar.

Çocuklara ilk cümle olarak da, iman telkin eden Kelime-i Tevhidin öğretilmesinde ısrar edilmelidir. Hadis-i şerifte: “Çocuklarınızın ağzını ilk olarak لا إله إلا الله sözü ile açınız. Ölüm anında onlara yine لا إله إلا الله sözünü telkin ediniz”  buyurulur.

Ayrıca çocuklarımıza, küçük yaşlardan itibaren Kur’an-ı Kerim öğretmeliyiz. Böylece, çocukların saf ve temiz gönülleri, Kur’an-ı Kerim’in feyzi ve nuruyla berraklaşır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.); “Çocuklarınızı üç haslet üzerine yetiştiriniz: Peygamberinizin sevgisi, ehli beytinin sevgisi ve Kur’an tilâveti” buyurur.

Çocuklarımızın körpe dimağlarına, Allah sevgisini, Peygamber (s.a.v.) sevgisini, ehli beytinin, ashab-ı kiramın, evliyaullahın ve İslâm büyüklerinin sevgilerini aşılamalıyız. Çünkü bu sevgi ile çocuğun his ve duyguları harekete geçer, İslami şuur ve hassasiyet kazanır. Güçlü ve örnek şahsiyetlere benzemeye çalışır.

“Çocuklarınıza yedi yaşından itibaren namaz kılmalarını emrediniz. On yaşına vardıklarında kılmazlarsa, hafifçe dövünüz. Ve (ayrıca) yataklarını ayırınız” buyurulur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Yedi yaşından itibaren çocuğunuza namazı emredin” buyuruyor. Yedi yaşındaki çocuğumuza namazı emredebilmemiz için çocuğumuzun namaz kılmayı, abdest almayı bilmesi lazım ki, çocuğumuza namazı emredebilelim. Bu yüzden çocuğumuz, 4 yaş, 4 ay, 4 günlük olduğu zaman hemen vakit kaybetmeden gerekli olan Dini Bilgiler, Kur’an, Namaz, Abdest vs. gibi eğitimlere başlanılmalıdır. Çocuk yedi yaşına girdiği zaman, namaza başlatılmalı, yalan söylemenin, haram yemenin kötülükleri anlatılmalıdır.

Bu konuda hadis-i şerifte ki, “dövmekten maksat”, tepkimizi göstermek demektir. Âlimlerde bu tepkiyi şu şekilde tarif etmişlerdir. Bir karış uzunluğunda,

serçe parmağı kalınlığında bir misvak ile kaba etlerine abanmadan, hafifçe vurarak namazlarını kılmadığından dolayı tepkimizi göstererek, onu bu yaptığından dolayı kınamaktır. Tabi işin bu hale gelmemesinden önce, yedi yaşından on yaşına kadar tam üç sene tatlı tatlı çocuğumuzu namaza teşvik etmemiz ve ısrarla takip etmemiz lazımdır. Bu cezadan sonra çocukta bir düzelme görülürse, ona şefkatle ve güler bir yüzle yönelmelidir.

Anne ve baba, çocuğuna iyi bir arkadaş seçiminde yardımcı olmalı ve onu kötü arkadaşlarının zararlarından korumalıdır. Zira kötü arkadaş, bütün kötülüklerin kaynağıdır.

Anne ve babaların mühim vazifelerinden biri de, çocuklarını, temiz, düzenli ve disiplinli olarak yetiştirmek ve onlara daha küçük yaşlardan itibaren dinlerini, ahlâk ve adab-ı muaşeret kaidelerini öğretmektir.

Çocuklar, Cenab-ı Hakk’ın bizlere birer emaneti olup, saf ve temiz kalpleri bir cevherdir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa ne ekilirse, onun meyvesi alınır.

Kur’an-ı Kerim’de: “Ey iman edenler, kendinizi, evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz” buyurulur.

Anne-babanın, evlatlarını cehennem ateşinden koruması, dünya ateşinden korumasından daha önemlidir. Cehennem ateşinden korumak da, imanı, farzları ve haramları öğretmekle, ibadete alıştırmakla ve dinsiz ve ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur.

Evladına, Allah-u Teala’yı ve Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i öğretmeyen, sevdirmeyen ana ve babalar, onların hem dünya, hem de ahiret katilleri sayılır.

Evladına dinini öğretmeyen ana-baba, dünyanın en merhametsiz insanlarıdır.

Çocuk üşümesin, uykusuz kalmasın, diye onu namaza kaldırmamak, cinayetlerin en büyüğüdür. Bu iyilik değil, ona karşı en büyük kötülüktür.

Doktor, hastasına merhamet ettiği için, icabında onu bıçağın altına yatırır. Ve ameliyat eder. Doktorun amacı, bu ameliyatla onu sıhhatine kavuşturmak ve rahat ettirmektir.

Ana-baba merhametli iseler, evlatlarını seviyorlarsa, evvela dinlerini öğretirler, sonra da dünya ile alâkalı ilimleri.

Kaldı ki, evladına karşı merhametli olmak demek, kendisine de merhamet etmek demektir. Çünkü ana ve baba da, çocuklarına dinini öğretmedikleri için yargılanacaklardır. Yani çocuğuna İslâmiyet’i öğreten, kendisi de korunmuş olacaktır.

Yavrularımız, bizim en kıymetli varlıklarımızdır. İslam, onların omuzları üzerinde asırdan asıra kıyamete kadar sürüp devam edecektir.

Ailenin en değerli meyvesi olarak bizlere emanet edilen yavrularımızın gönüllerinde hizmet, merhamet ve şefkat hislerini filizlendirerek, onları istikbale miras bırakmalıyız.

Anne ve babanın en güzel ahiret yatırımı, hayırlı bir evlat yetiştirmektir. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz şöyle buyururlar: “İnsan öldüğü zaman, (sevap kazanmaya vesile olan) üç ameli kesilmez: Sadaka-i cariye, istifade edilen ilim ve kendisine dua eden çocuk.”

Diğer bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulur: “Öldükten sonra kulun derecesi yükseltilir. Kul der ki: Ey Rabbim! Bu sevap nereden geldi?

Cenab-ı Hakk’ta ona şöyle der: Çocuğun senin için dua etti, istiğfarda bulundu.”

Cenab-ı Hakk’tan; evlatlarımızı salihlerden ve salihattan kılmasını niyaz ederiz.