CUMHURBAŞKANIMIZIN UKRAYNA VE SIRBİSTAN ZİYARETİ VE GÖNÜL COĞRAFYAMIZIN SINIRLARINI KALDIRIP UFKUMUZU YÜKSELTTİĞİ SON NOKTA

Sayın Cumhurbaşkanımızın son Sırbistan ziyaretini ve orada […]

Sayın Cumhurbaşkanımızın son Sırbistan ziyaretini ve orada gördüğü ve kendisinden başka da dünyada herhalde çok az bir lidere gösterilen bu ilginin; cumhurbaşkanından, bakanına, bakanından milletvekiline varıncaya deyin eşine ancak tarihte, yine bizim milletimizin anlı şanlı padişahlarımızda rastlanan bir üst düzey karşılamanın orada yaşayan soydaşlarımızın kendilerini nasıl onore ettiğini, onlar için “İşte biz böyle büyük bir devletin, böyle büyük bir milletin ve anlı şanlı bir medeniyetin evlatlarıyız” anlamına geldiğini ve bunun artık onlar için içi boş bir hava atmaktan daha farklı bir anlamlara geldiğini görüyor musunuz?

Bu ziyaret Türkiye’nin artık, kardeşine sahip çıkmama ucuz kolaylığını terk edip, yüz yıldır kendisini hapsettiği zihin hudutlarının darlığından kendisini kurtararak, o coğrafyalarda tekrar gönül köprülerini inşa etmeye başladığı anlamına gelmektedir.

Bu ziyaret ayni zamanda; o coğrafyada yaşayan soydaşlarımızı geçmişte yaşadıkları acılarla ve Hristiyan terörüyle onları bas başa bırakmayacağımız ve kardeşlerimizin elinden tutacağımız anlamına geliyor.

Sırbistan Cumhurbaşkanının; “Bugün artık 1389 da değiliz. Erdoğan’a gösterilen ilginin yarısının burada bana gösterilmeyeceğini biliyorum.” sözleri de, oradaki soydaşlarımızın haklarının kazanımları konusunda ellerini kuvvetlendiren bir gelişmedir.

Bu ziyaretin onlar açısından:

“Kardeşim burada senin yanında ve benden uzakta olsa bile arkasında abisi olarak ben varım!” anlamına geldiğini görebiliyoruz.

“Kardeşim biraz uzakta olsa bile güvenebileceği, sırtını güvenle dayayabileceği bir Türkiye abisi var artık” anlamına da gelmekte.

Aynı zamanda bu ziyaret bizim kendi içimizde de bir özeleştiri geliştirmemizi gerektiriyor: Batının gözüyle, batılıların değer yargılarıyla o coğrafyada yasayan soydaş ve dindaşlarımıza bakmaktan vazgeçmeliyiz artık. Çünkü onlar bize, bizim onlara baktığımız uzak gözlüğü ile bakmıyorlar. Bizim onları kendimizden uzak hissettiğimiz oranda, onlar bizi kendilerinden uzakta hissetmiyorlar.

Batının gözüyle, batılıların değer yargılarıyla o coğrafyada yaşayan soydaş ve dindaşlarız bakmaktan vazgeçmeliyiz artık.

Batının hangi mefkûresi, hangi değer yargısı sağlam kalmış ki bizler, onların bakış açısıyla olaylara yaklaşalım. Batılı ne bilsin; Vatan nedir? Bayrak nedir? Kardeşlik nedir? Şehitlik nedir? Namus nedir? Aile nedir? Vatani ve milleti için canını feda etmek nedir? ne bilsin bunları batılı? Batılının vatan sevgisi, bayrak sevgisi, kardeşlik sevgisi mi var ki onların değer yargılarıyla kardeşlerimize yaklaşalım?  Ne Bilsin batılı kardeşliği, misafirperverliği, saygıyı, sevgiyi, anne, baba olmayı, evlat sevgisini nereden bilebilsin? Hiç tatmadığı, yaşamadığı bu zevkleri; İslam’ı ve Müslümanları da tanımadıkça asla anlayamayacaktır.

Öyleyse bizler, bu ulvi değerlere onların bakış açısıyla bakamayız. Onlar öyle istedi diye biz kardeşlerimize sırtımızı dönemeyiz. Batılılar bizi birbirimizden ayırmak ve düşman etmek için kendi menfaatleri doğrultusunda bize sınırlar çizdi diye; Allahımızın kardeş ilan ettiği soydaş ve dindaşlarımızla aramıza duvarlar örüp, elektrik verilmiş dikenli teller çekemeyiz. Batılılar bizim yüzyıllardır beraber yaşadığımız topraklarımızı parçalayarak; Balkanlar, Kafkaslar, Ortadoğu, Orta Asya, Afrika Ülkeleri ve halkları diye adlandırıp her birimize ayrı isimler verdiler diye, hemen birbirimize yabancı ülkelerin ecnebileri gibi davranamayız.

Kendilerini en az bizim kadar Türk, Türk oldukları kadar Müslüman, Müslüman oldukları kadar da bu topraklara ait, senin benim kadar Anadolulu hisseden kardeşlerimize, batılıların bakış açısı ve değer