DENİZ YA DA YILANA SARILMA TERCİH ARASINDA KALAN TÜRKİYE

Barzani’nin referandum çelmesinden sonra Türkiye, İran, Irak, […]

Barzani’nin referandum çelmesinden sonra Türkiye, İran, Irak, Rusya vs. ülkeler hep beraber Irak’ın toprak bütünlüğünü konuşur olduk. Türkiye ile Kuzey Irak ilişkilerinin en ileri düzeyde olduğu bir zamanda bizde bu koroya katıldık. Bugün halen tapusu elimizde olan Kerkük ve Kuzey Irak coğrafyasının ve oradaki soydaşlarımızın geleceği ile alakalı tabi ki sessiz ve bigâne kalmamız düşünülemezdi.

İnanç, milliyet ve coğrafya bakımından kardeşlerimiz olan ve daha düne kadar bizim olan bölgenin sorunlarına, soydaşlarımız ve Ehlisünnet Müslüman kardeşlerimiz konusuna,  “bizi ilgilendirmez” umursamazlığında yaklaşmamız da; bölgenin ve kardeşlerimizin İran destekli Haşdi Şabi milislerinin eline geçmesine razı gelmemiz de mümkün değildir.

 

Korktuğumuz şey; Bizler tarihten gelen haklarımızı, o bölgenin Misakı Milli sınırlarımız dahilinde olduğunu konuşurken, hacli siyonist ittifakının bölge için çizmiş oldukları “İslam’a Karşı İslam”, “Müslümanın Müslümanla Savaştırılması” projesi çerçevesinde Türkiye- İran Şii – Sünni Savaşının hayata geçmesi insanımızın ve topraklarımızın Irak’a, Irak’ın zımnında da İran’ın Şii milisleri olan Haşdi Şabi kasaplarının eline geçmesi.

Tıpkı Hizbullah’ın, Suriye’de Esed’in gönüllü milisliğini üstlenerek yaptığı Sünni katliamını Kerkük ve civarında da yapmalarıdır. Çünkü dün Suriye’de yaptıkları katliamları, yarın Kerkük’te de yapmayacaklarını kimse garanti edemez. Böyle bir kıyım ise; bölgenin en güçlü iki devleti olan Türkiye ve İran’ın mutlak olarak karşı karşıya gelmesi ve kendimizi uzun yıllar sürecek Şii-Sünni mezhep savaşının içinde bulmamız demektir.

Çünkü İran, taassupla ve tarihi bir kin birikimiyle Pers milliyetçiliğini ve Şii mezhepçiliğini yaymaya çalışan ve bunu yaparken de en baş ve birinci düşmanı olarak Sünnileri, Arapları ve Türkleri düşman olarak gören bir devlettir. Hatta Fanatik bir şiir için Sünni demek, birini dahi öldürdüğünde cennete gireceği ve Katolik Hristiyanindan daha kendileri için şiddetli ve öncelikli imha edilmesi gereken bir düşman anlamına gelir. Çünkü Hristiyan’ın küfrü ve düşmanlığı açıktır ancak Sünni’nin küfrü ve düşmanlığı gizli olduğu için o daha tehlikelidir diye inanır.

İran; Suriye, Yemen, Irak ve diğer Sünni coğrafyada Sünnilere karşı sanki Kerbela katillerini ele geçirmiş de Kerbela şehitlerinin intikamını alırcasına davranıyor. İran her zaman Arap ve Türk düşmanlığını Pers milliyetçiliği ve Şii mezhepçiliği ile kombine ederek batı ile beraber Sünni âleme saldırmaktan geri kalmamıştır. İran’ın Esed ve Rusya ile beraber Suriye’deki katliamları İran’ın Sünni Arap ve Türk düşmanlığı yaptığı tezimizi doğrulamaktadır. Söylemleriyle sanki Büyük Şeytan Amerika’nın ve İsrail’in en büyük düşmanı olarak gördüğümüz İran, eylemleri ile bir Amerikan ve İsrail yapımı ortak proje olarak Sünni dünyanın karşısına düşman olarak çıkmaktadır.