Fatih Medreselerinden İsmail Ağa Camiamızın Tüm Hocalarına Sesleniş

Besmele, Hamdele, Salat ve Selam’dan sonra Pek […]

Besmele, Hamdele, Salat ve Selam’dan sonra

Pek muhterem Hasan Kılıç, Mustafa Bilici, Kemal Hudoğlu, Resul Bölükbaşı, Ahmet Ünlü, Mehmet Talu, Nedim Payalan, Recep Eryiğit, Ömer Keleş, Mehmet İslamoğlu, AbdülMetin Balkanlıoğlu, Mustafa Ekin, Ali Polat, Mahmut Eren, Hüsameddin Vanlıoğlu, İsmailağa vakfının, Marifet Derneğinin,  ve İsmailağa camiasının kıymetli hocaları.

15 Temmuz 2016 gecesi TSK’yı, yargıyı, emniyet güçlerini, eğitim camiasını ve devletin bütün kurum ve kuruluşlarını işgal ederek devlete hâkim olmak isteyen, milletini koruması için kendilerine emanet edilen silahları yine milletine kullanmaktan çekinmeyen, ülkemizi bir Suriye ve Irak gibi iç savaşlarla boğuşan bir ülke haline getirmek isteyen küresel güçlerin içimizdeki işbirlikçi maşaları olan, cemaat görünümündeki silahlı terör örgütü tarafından ülkemiz yıllar sonra başarısız bir darbe girişimine daha maruz kalmıştır.

Siyasi, ideolojik, mezhepsel ve cemaatsel farklılıkları bir kenara bırakan halkımız hiçbir ayrılığa düşmeden namluların, F16 ların ve tankların önüne göğsünü siper ederek canını ortaya koymuş ve Allah’ın yardım ve inayetiyle darbeyi ve darbecileri püskürtmüştür.

Vatanına, bayrağına, ülkesine ve dinine sahip çıkan milletimiz tüm dünyaya vatan savunmasının ne demek olduğunu gösteren bir destan daha yazmıştır. Bu konuda Rabbimize ne kadar şükretsek milletimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Rabbim bir daha bizlere böyle felaket günleri yaşatmasın. Bu darbe girişiminde hiç çekinmeden canını veren şehitlerimize Allah’tan rahmet diler, yaralı ve gazilerimize Rabbimizden şifalar niyaz ederiz.

Bu darbe girişimi ile birlikte devletimiz halkına, milletine ve vatanına kastetmiş bu hainleri devlet kadrolarından temizleme ve sorumluları adalete teslim ederek hak ettikleri cezayı verme sürecini haklı olarak başlatmıştır ve bu temizlik işi uzun bir süre devam edecek gibi gözükmektedir.

Milletimizin canını ortaya koyarak göstermiş olduğu bu birlikteliği ve fedakârlığı çok iyi okuyup değerlendirmeli, dini, siyasi ve ideolojik kırgınlıklara, küskünlüklere ve ayrışmalara sebep olacak yanlış sonuçlara varmaktan devlet ve millet olarak kaçınmalıyız.

Soruları çalan, ordu ve devletin kurumları içinde kadrolaşma ve örgütlenme içinde olan, baskı ve kumpaslarla kendilerinden olmayan kişileri tasfiyeye zorlayan, en sonunda da ordusunun, meclisinin ve halkının üzerine bombalar yağdıran ve masum insanları katleden silahlı terör örgütünün cemaat görünümlü olması ve hizmet ve masumiyet ifadelerinin ardına sığınarak yıllardır kendilerini gizlemiş olmaları  “her Müslümanın ve her cemaatin de onlar gibi olduğu”  ve “artık hizmet ve cemaat diyen hiçbir kimseye güvenilip müsamahayla bakılamayacağı” şeklindeki bir algıya dönüştürülmemelidir. Çünkü bu davranış; testiyi kıranla dolduranın, namlu ve kurşunlara göğsünü siper eden ile bombaları milletinin üzerine yağdıranların aynı tutulması anlamına gelir. Zaten bir nesli fetönun, PKK nın, ve sadece nefsani hazları için yaşamayı telkin eden popüler kültürün kurbanı etmişiz. Bu olay sebebiyle biz de böyle davranırsak bundan sonraki kuşakları da etkileyecek ve onların da elimizden kaybolup gitmesine sebep olacak yeni yanlışlara kapı açmış oluruz Allah muhafaza.   15 Temmuz hadisesi sebebiyle şunu çok açık bir şekilde gördük ki;  milli ve manevi değerlerle donanımlı, samimiyetle dinine bağlı, güvenilir kadrolar yetiştirmenin ne kadar acil ve önemli olduğunu ve hiç bir zenginliğin bu konudaki eksikliğin yerini dolduramadığını hissettik.

Kıymetli hocalarım…

İlim ve hocalık vazifesi Rabbimizin bizlerin omuzlarına yüklediği çok büyük bir emanettir. Bu emanete sahip çıkıp hakkını vermek adına, yeni 15 Temmuzların bir daha yaşanmaması adına,  15 Temmuz darbelerinden kaçarken halkımızın tekrar şubat, mart, mayıs, eylül darbecilerinin eline mahkûm olmaması adına, milletimizin canı pahasına gösterdiği vatan savunmasında hep birlikte hareket etmek adına, binlerce okulun kapanıp on binlerce paralelci kadronun tasfiye edildiği şu süreçte şer gibi görünen şeylerden hayrı çıkarıp keşfetmek adına hepimizin üzerine çok büyük vazife ve sorumluluklar düştüğü inancındayız.

Ama bizim için bu vazife ve sorumluluğumuzu yerine getirmemiz konusunda yapacağımız en önemli ve en büyük iş; camiamızda birlik ve beraberliği, kardeşlik ve sulhu tesis etmemizdir ki ondan sonra başka hayırlı hizmetlere kapı aralayabilelim. Yoksa bunu yapmadığımız sürece ne yaparsak yapalım hiç bir hayır yapmış sayılmayız.

Musibetler, musibete uğrayanları bir araya getirir. Camia olarak, millet olarak, Ümmet olarak bunca sıkıntı ve musibetler içindeyken bize lazım olan, birbirimize kenetlenip tek bir saf halinde durmamızdır. Birlik, azı çoğaltır. İhtilaf ise, çoğu azaltır.  Kişiler, tek başına az ve zayıf,  din kardeşleriyle beraber çok ve güçlüdür. Biz bir araya gelirsek, ancak o zaman en güçlü oluruz. Bunca felaketler ve yaşananlar bizi bir araya getiremezse, o zaman çok daha büyük bela ve musibetlerin dilekçesini Rabbimize kendimiz sunmuş olur ve “Eğer birbirinizle çekişir, tefrikaya düşerseniz dağılır gider ve rüzgârınız ve devletiniz elinizden alınır” ayeti kerimesi daha çok zaman bizim için tecelli etmeye devam edecektir.

Hep söyledik durduk Müslümanların başına gelen felaketlerin tamamı tefrika yüzünden gelmiştir. Başarı ve zafer ise,  birlik, beraberlik ve kardeşlik ile elde edilmiştir. Müslümanın Müslüman ile uğraşmasından kimseye kar yok. Müslümanın Müslüman ile kavga ve uğraşması batının ve Siyonizm’in işine yarar ama kesinlikle Müslümanların işine yaramaz. Bugün Müslümanlar olarak bizlerin en önemli ve ilk işimiz; aramızdaki tefrikayı, bölünüp parçalanmayı ve fitneleri ortadan kaldırmak, küfrün karşısında tek ses, hainlerin karşısında tek yürek ve yeryüzünün tüm zalimleri karşısında yekvücut olmaktır.

Kıymetli hocalarım.

Din düşmanı batılılar ve onların yerli işbirlikçileri ülkemizin, milletimizin, Müslümanların ve ümmeti Muhammedîn başına gelen bütün sıkıntı ve felaketlerin,  akan gözyaşı ve kanların kaynağını İslam ve Müslümanlar olarak göstermeye çalışırken, Din ve İslam nişanı olan her şeyle savaşmayı ve onları ortadan kaldırmayı kendilerine yegâne gaye edinmişlerken, şu geniş yeryüzünü Müslümanlara, hocalara ve âlimlere dar etmişlerken, düşmanlarımız kesintisiz bir şekilde her yönden bizim,  İslamın ve Müslümanların üzerine saldırırlarken bizim gaflet halindeki bu ısrarımız Rabbimizin asla affetmeyeceği, tarihin mazur göremeyeceği ve torunlarımızın bizleri suçsuz saymayacağı büyük bir suç ve vebal olacaktır.

İktidarıyla muhalefetiyle, açığıyla kapalısıyla her kesimden halkımızın el ele, omuz omuza verdiği; mesele vatan ve millet ise kavga ve kırgınlıkların önemi yoktur ve gerisi teferruattır diyerek bir araya geldiği şu zamanda da bizler bir araya gelemeyeceksek, bir ve beraber olabilmek için başımıza bombaların inmesini mi bekleyeceğiz?

Bu darbe girişimleri nice buzları eritip, nice küsleri barıştırırken bizim bu ayrılık ve gayrılıklarımız ne zaman son bulacak ? Bunca acıların yaşandığını görüp de bu darbelerin altından Rabbimiz inayeti ile bizleri selamete çıkardığını görüp de şimdi kardeşler olamayacaksak ne zaman bu kardeşliği tesis edeceğiz? Türkiye’miz bunca ihanet şebekeleri ile kuşatılmışken, bugün hâlâ bir araya gelip kenetlenmemek, darbecilerin ekmeğine yağ sürmek ve onların hâkimiyetini devam ettirmek demektir.

Bizler kendi aramızda birbirimizle rabıta kuramazsak,  birlik ve beraberliği, vahdet ve kardeşliği tesis edemezsek başkalarının arasında nasıl bu birlik ve beraberliği tesis edebileceğiz?

Öyleyse gelin kıymetli hocalarım… Haydi, hep beraber yeniden bir araya gelelim. Yeniden İhvan kardeşliğinin tesisi için bir adım atalım! Gün, birlik günüdür. Gün, kardeşlik günüdür. Gün, kanı, kini ve hıncı terk edip birbirimize el uzatma günüdür. Gün, birbirimizle omuz omuza verme, bir olma günüdür.

Bir araya gelmemiz, birbirimize el uzatmamız, birbirimizi sevmemiz ve barışmamız için bunca sebep varken bu kin, bu hırs, bu kavga ve soğukluk niye? Neden bir masa etrafında oturup da bir araya gelip meselelerimizi konuşamıyoruz? Meselelerimizi oturup konuşarak halledemeyeceksek; bugün dahi bir araya gelemeyeceksek peki nasıl ve ne zaman sorunlarımıza çözüm bulabileceğiz?

O halde Hasan Kılıç, Mustafa Bilici, Kemal Hudoğlu, Resul Bölükbaşı, Ahmet Ünlü, Mehmet Talu, Nedim Payalan, Recep Eryiğit, Ömer Keleş, Mehmet İslamoğlu, AbdülMetin Balkanlıoğlu, Mustafa Ekin, Ali Polat, Mahmut Eren, Hüsameddin Vanlıoğlu, İsmailağa vakfının, Marifet Derneğinin,  ve İsmailağa camiasının kendisini Efendi Hazretlerine bağlılıkla nispet eden bu camianın fert fert bütün kıymetli hocalarımız…

Haydi! Gelin! Allah için, Efendi Hazretlerimizin hatırına, vatanımızın, milletimizin ve cemaatimizin selameti adına bir adım atalım!

Haydi! Hep beraber kavga ve gürültünün son bulması, birlik ve beraberlik, kardeşlik ve barış için bir masa etrafında toplanalım.

Haydi! Hep beraber taşın altına omuz vererek, samimiyetle yüreklerimizi ve kalplerimizi ortaya koyalım!

İşte o zaman göreceğiz ki; Rabbimiz bu samimiyet ve gayretimiz neticesinde; kapalı gibi görünen nice kapıları bizlere açacak, aşılmaz zannettiğimiz nice engelleri önümüzden kaldıracak, nice büyük ikram ve nimetleri bizlere ihsan ederek bizden beklenen tarihi sorumluluklarımızı yerine getireceğiz.

Şunu tüm samimiyet ve kalbimizle ifade ediyoruz ki; Fatih Medreseleri olarak bu konuda maddi ve manevi üzerimize ne düşerse düşsün, ödememiz gereken bedel ne olursa olsun peşinen bunu yerine getirmeye hazır olduğumuzu tekrar ifade edelim.

Camiamızda birlik ve beraberlik adına, Efendi Hazretlerimizi memnun edecek her türlü çalışmalara kayıtsız şartsız Evet demek bizden, bir adım atarak bu çalışmalara destek vermek sizden, Muvaffakiyet Allah’tandır.

 Fatih Medreseleri Yazı İşleri Kurulu