Hud (A.S)

Kur’an-ı Kerim’de kıssası geçen peygamberlerden biridir. Ad […]

Kur’an-ı Kerim’de kıssası geçen peygamberlerden biridir. Ad kavmine gelen Allah’ın Resulü “Araf, Hûd, Şuara ve Ahkaf” surelerinde zikredilmektedir.

Ad kavmine gönderilmiştir ki, Kur’an dışında diğer mukaddes kitap larda bu kavimden söz edilmemektedir. Ad kavmi Hz. Nuh tufanından sonra putperestliğe dönen ilk kavimdir. Hud (a.s), Ad kavmi içinde soyu sopu şe refli bir kişiydi. Peygamberlikten önce ticaretle uğraşırdı. Hud (a.s) orta boylu, esmer tenli, gür saçlı, güzel yüzlü idi. Adem (a.s)’e benzerdi. Zahid, muttaki ve ibadete düşkün idi. Cömert ve şefkatli idi. Yoksullara bol bol sadaka verirdi.

Ad kavmi Arabistan yarımadasına ilk yerleşen kavimlerdendir. Hadramevt’e ve Yemen’e kadar uzanan yurtlarda oturan bu kavmin yurtları otu, suyu, ve çeşitli nimetleri bol olan bir yerdi. Yerin üzerinden akan ırmakları, bağları, bahçeleri, sürü sürü davarları yer altında da, su depoları ve köşkleri vardı. Başkalarına nazaran onlara boy pos, güç ve kuvvet verilmişti.

Allah-u Teala, Ad kavmine, Peygamber olarak Hud (a.s)’u gönderdi. O’da kavmini bir ve tek olan Allah’a iman ve ibadete, insanlara zulmetmekten vazgeçmeye davet etti ise de, “red ve yalanlama” ile karşılandı. Bunun üzerine, Allah-u Teala onlardan üç yıl yağmuru kesti. Onlar yağmur için Mekke’ye bir heyet gönderdiler. Allah (c.c), yağmur bekledikleri halde bir kasırga ile onları helak etti.

Hz. Peygamberimiz (s.a.v) veda haccında, Usfan vadisine vardığı zaman, Hz. Ebu Bekir’e:

– “Ey Ebu Bekir! Bu hangi vadidir” diye sormuş. Hz. Ebu Bekir;

– “Usfan vadisidir” diye cevaplayınca, Hz. Peygamber (s.a.v);

– “Hud (a.s)’un, beline aba tutunmuş, belinden yukarısını alacalı bir kumaş ile bürümüş, genç ve kızıl, yuları hurma liflerinden örülmüş dişi bir deve üzerinde, Hac için buradan telbiye ederek geçmiş olduğunu haber vermiştir.”

Ad kavmi helak olunca Hz. Hud kendisine inananlar ile beraber Mekke’ye gelmiş ve vefat edinceye kadar orada kalmıştır. Ad kavminin, Hz. Hud (a.s)’a karşı çıkarken ileri sürdükleri itirazlar, diğer Peygamberlere karşı çıkanların ileri sürdükleri itirazların aynısıdır.

Hatta günümüz münkirlerinin de itirazları aynı türdendir. O’na itirazda baş çekenler de, diğer peygamberlere itirazcılar gibi kavmin ileri gelenleridir. İtirazın temelinde ise, dönmekte olan çıkar çarklarının devam etmesi vardır. Hz. Hud (a.s)’a yaptıkları itirazlarını şu maddelerde özetlemek mümkündür:

1-) Hz. Hud (a.s)’u beyinsizlik ve sapıklıkla itham etmek:

“Kavminden ileri gelenler dediler ki, Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz.” (Araf, 7/60) “Kavminden ileri gelen inkarcılar dediler ki, Biz seni bir beyinsizlik içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz.” (Arâf, 7/66)

2-) Atalarının dinine bağlılık:

“Dediler ki, demek sen, tek Allah’a kulluk edelim ve atalarımızın taptıkları nı bırakalım diye mi bize geldin?” (Arâf, 7/70) “Dediler, sen bizi tanrılarımız dan çevirmek için mi geldin?” (Ahkaf, 46/22)

3-) Kendilerinin güçlü kuvvetli olduklarını söyleyip, Hz. Hud (a.s) tarafından gelebilecek bir zararın olamayacağını ileri sürmeleri:

“Ad kavmi, yeryüzünde haksız olarak büyüklük tasladılar ve bizden daha kuvvetli kim var? dediler.” (Fussilet, 41/15).

4-) Ahireti inkar etmeleri ve hayatın sadece dünya hayatından ibaret olduğunu ileri sürmeleri:

“Ne ise hep bu dünya hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız. (Bir kısmımız ölürken bir kısmımız doğar) Biz öldükten sonra diriltilecek değiliz.” (Müminün, 23/37)

5-) Hz. Hud (a.s)’u küçümsemeleri:

”Kavminden, kendilerine dünya hayatında bol nimet verdiğimiz o inkar eden ve ahiret hayatına kavuşmayı yalanlayan eşraf takımı dedi ki, bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Sizin yediğinizden yiyor, sizin içtiğinizden içiyor. Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o takdirde siz, mutlaka ziyana uğrayanlardan olursu nuz.” (Müminûn, 23/33-34)

Onların bu itiraz ve tavırlarına karşı Hz. Hud (a.s)’un takındığı tavır şöyle idi: ”Ey kavmim. Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilahınız yoktur. O’na karşı gelmekten sakınmaz mısın?” ”Ey kavmim, bende bir sapıklık yok, ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Size Rabbimin gönderdiği gerçekleri duyuruyorum, size öğüt veriyorum ve Allah tarafından, sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum.” (Arâf, 7/65, 67, 71, 72)

“Ey kavmim, Allah’a kulluk edin, O’ndan başka ilahınız yoktur. Siz putları Allah’a ortak koşmakla sadece iftira ediyorsunuz. Ey kavmim, ben sizden bunun için bir ücret istemiyorum. Benim ücretim beni yaratana aittir. Aklınızı kullanmıyor musunuz? Ey kavmim Rabbinizden mağfiret dileyin, sonra O’na tövbe edin (O’na yönelin) ki gökten üzerinize bol bol rahmet göndersin, kuvvetinize kuvvet katsın. Suç işleyerek (Allah’tan) yüz çevirmeyin.” (Hûd, ll/50-52)

Geçmiş peygamberlerin ve kavimlerinin kıssalarının Kur’an’da zikredilmesi inananların ibret almaları içindir. Geçmiş peygamberlerin her tavrı müslümanlar için de takip edilecek bir yoldur. Meseleye bu yönden baktığımızda Hz. Hud (a.s) kıssasından alınacak ibretleri de şu şekilde özetlememiz mümkündür:

Hz. Hud (a.s), Allah (c.c) yoluna samimiyetle sarılmış şerefli bir kişidir. Söyleyeceğini, ölçüp tarttıktan sonra söylemektedir. Kötülüğe, kötülükle karşı koymadığı gibi yumuşak davranmaktadır.

Kavmi kendisini beyinsizlikle itham ederken, kendisinin beyinsiz ol madığını, onları uyarmak üzere Allah tarafından gönderilmiş bir elçi olduğunu söylemekle yetinmektedir. Allah’ın üzerlerindeki nimetlerini kendilerine hatırlatmakta ve bu nimetlere şükretmiş olmaları için Allah’ın emirlerine riayet etmeleri gerektiğini anlatmaktadır. Bundan dolayı onlardan bir ücret istemedi ğini özellikle belirtmektedir.