İsmail (A.S)

Kur’an-ı Kerim’de adı zikredilen peygamberlerdendir. Kendisine “Allah’ın […]

Kur’an-ı Kerim’de adı zikredilen peygamberlerdendir. Kendisine “Allah’ın kurbanı” anlamına gelen “Zebihatullah”da denir. Hz. İbrahim’in Hz. Hacer’den olan büyük oğludur. Kur’an’da on iki yerde ismi zikredilmekte ve aynı zamanda kendisine vahiy indiği bildirilmektedir.

Hz. İsmail (a.s)’in bir “Rasul” ve “Nebi” olduğu, ümmetine Allah’ın emirlerinden olan namaz, zekât gibi emirleri bildirdiği anlatılmaktadır. Aynı şekilde Hz. İbrahim ve Hz. İshak ile birlikte Hz. Yakub (a.s)’un ecdadından birisi olduğu ve İsmail (a.s)’in babası İbrahim (a.s) ile birlikte Kabe’nin temelini yükselten ve O’nun temizliğinden sorumlu kimseler olarak anlatıldığı görülmektedir.

Hz. İsmail Mekke’ye yerleşen Cürhümilerin çocukları ile büyümüş ve onlardan ok atıcılığını öğrenmiştir. Eslem kabilesinden bir grup, yarış için ok atışırken, Hz. Peygamber (s.a.v) onlara şöyle demiştir: “Ey İsmail oğulları! Ok atınız, sizin atanız da mahir bir ok atıcı idi.” (Buhari, Enbiyâ, 12)

Hz. İsmail iyi bir atıcı ve avcıydı. Mekke’nin harem bölgesinin dışına çıkarak avlanır ve avlanmayı, ata binmeyi, yabani atları ehlileştirip binmeyi çok severdi. Peygamber (s.a.v) “At edininiz! Onu miras olarak alın ve miras olarak bırakınız! Çünkü bu size babanız İsmail (a.s)’in mirasıdır” buyurmuştur. Hz. İsmail Arap dilini çok güzel konuşan fasih bir insandı.

Hz. İbrahim Allah-u Teala’nın emriyle hanımı Hz. Hacer ve oğlu İsmail (a.s)’i Filistin’den alıp Hicaz’a götürdü. Hz. İsmail henüz sütte idi. Kabe’nin daha sonra inşa edildiği yere yakın bir yerde büyük bir ağacın yanına bıraktı. Yanlarına bir dağarcık hurma ve biraz su koydu. O zamanlar henüz Mekke şehri kurulmamıştı, her taraf ıssızdı. Hatta su da yoktu.

Hz. İbrahim dönüp giderken Hacer validemiz;

– “Ey İbrahim! Bizi bu ıssız ve kimsesiz vadide bırakıpta nereye gidiyorsun?” dedi. Hacer validemiz tekrar;

– “Ey İbrahim! Bizi burada bırakmanı sana Allah mı, emretti?” diye seslendi. Hz. İbrahim;

– “Evet Allah emretti” deyince, Hacer validemiz;

– “Öyleyse Allah bize yeter, bizi O korur” diyerek Allah’a tevekkül etti. İbrahim (a.s) Seniye mevkiine gelince Kabe’nin bulunduğu tarafa yönelerek şöyle dua etmiştir; “Ey Rabbimiz! Ben zürriyetimden bir kısmını senin mukaddes olan evinin yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Şunun için ki, Rabbimiz (orada) namazlarını dosdoğru kılsınlar. Artık sen insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir ve kendilerini bazı meyvelerle rızıklandır ki (verdiğin nimete) şükretsinler.” (İbrahim, 14/37) Aradan günler geçti. Yanlarındaki su ve hurma bitti. Etrafta kimseler yoktu, çocuk susuzluktan ağlıyordu.

Hacer validemiz su aramaya başladı. Safa tepesine çıktı, etrafa baktı kimseyi göremedi. İndi, koşarak Merve’ye geldi etrafına bakındı, kimseyi görmedi. Bir yudum su bulmak için Safa ile Merve arasındaki bu gidiş gelişi yedi defa tekrar etti. Yedinci defa Merve’ye çıktığında şimdiki Zemzem kuyusunun bulunduğu yerde bir melek gördü. Ayağının ökçesiyle yeri eşiyordu. Oradan su çıkmıştı. Diğer bir rivayete göre çocuk ayağı ile (veya eli ile) kumları eşelemeye başlamış ve oradan bir su çıkmıştır. Hacer validemiz gelip kana kana içti, çocuğuna da içirdi.

Hz. Hacer su boşa akmasın diye gölet yapıp suyu muhafaza etmeye çalışıyor, bir yandan da avuçlarıyla kırbasını dolduruyordu. Hz. Peygamber (s.a.v) bunu şöyle anlatmıştır: “Allah (c.c) İsmail (a.s)’in annesi Hz. Hacer’e rahmet eylesin! Eğer o Zemzem’i kendi haline bıraksaydı da, suyu avuçla masaydı, muhakkak ki Zemzem akar bir kaynak olurdu.” (Buhari, Enbiyâ, 9)

Hz. Hacer’in suyu bulmasından sonra Mekke vadisinden geçen Cürhümilerden bir grup vadinin üstünde bir kuş gördüler. Bu kuşun su olan yerde uçtuğunu bilen Cürhümiler, “daha önce bu vadide bir su kaynağı yoktu. Acaba, yeni bir su kaynağı mı bulundu?” diye içlerinden birisini kontrol için gönderdiler. Suyu haber alınca, gelip su başına yerleşmek için Hz. Hacer’den izin istediler. Suda bir hak iddia etmemek şartıyla Hz. Hacer onlara izin verdi. Hz. İsmail fasih Arapçayı bunlardan öğrendi, gençlik yaşına gelince Cürhümilerin içinden bir kızla Hz. İsmail’i evlendirdiler. Bu evlilikten sonra Hz. Hacer validemiz vefat etti.

Hz. İbrahim oğlunun durumunu kontrol için Mekke’ye geldi. Hz. İsmail’in evine geldiğinde O’nu evde bulamadı. Hz. İsmail’in hanımı ile aralarında şu konuşma geçti;

– “İsmail nerede?” diye sordu. Hz. İsmail’in hanımı;

– “Rızık temin etmek için ava gitti” dedi.

– “Geçiminiz nasıl?” diye sordu.

– “Darlık içindeyiz, durumumuz kötü” diye cevapladı. Hz. İbrahim;

– “Kocan geldiğinde selam söyle, kapısının eşiğini değiştirsin” dedi ve gitti. İsmail (a.s) avdan dönünce hanımıyla aralarında şu konuşma geçti. İsmail (a.s);

– “Evimize gelen oldu mu?”

– “Evet! Yaşlı bir adam geldi seni sordu. Cevap verdim. Geçimimizi sordu “darlık içindeyiz” dedim.” Hz. İsmail;

– “Sana bir şey tenbih etti mi?” dedi. Kadın;

– “Sana selam söylememi istedi ve kapının eşiğini değiştirsin diye tenbih etti” dedi. İsmail (a.s) durumu anladı ve;

– “O gelen ihtiyar babamdı. Senden ayrılmamı istiyor, artık evine dön dedi.”

Böylece İsmail (a.s) ilk eşinden boşandı. Bir müddet sonra Cürhümilerden başka bir kızla evlendi. İbrahim (a.s) Mekke’ye geldi. Yine İsmail (a.s) ava gitmişti. Hanımıyla aralarında yukarıdakine benzer şekilde bir konuşma geçti. Ancak kadın geçimlerinin ve kocasının iyi olduğunu söyledi. Daha sonra İbrahim (a.s);

– “Kocan geldiğinde O’na selam söyle, kapısının eşiğini güzel tutsun” dedi. İsmail (a.s) avdan gelince hanımı olanları anlattı. İsmail (a.s);

– “O babamdı. Sen de evimin eşiğisin. Seni hoş tutmamı emrediyor” (Buhârî, Enbiyâ, 9) dedi.

İbrahim (a.s.) oğlunu görmek istediği zaman Şam’dan Burak’a biner, gelir geceyi ailesinin yanında geçirirdi. İbrahim (a.s.) daha önce bir oğlum olursa Allah yolunda kurban edeceğim diye adakta bulunmuştu. İbrahim (a.s.) Hz. Hacer ve oğlu İsmail (a.s.)’i ziyaret için Mekke’ye geldiği sırada üç gün üst üste gördüğü bir rüya üzerine İsmail (a.s.)’i kurban etmek istedi.

İbrahim (a.s.) oğlu İsmail (a.s)’i keseceği yere götüreceği zaman Hz. Ha cer validemize;

– “Oğluna en güzel elbiselerini giydir beraber bir ziyafete gideceğiz” dedi. Annesi oğlunu güzelce yıkadı. Saçlarını taradı. Ona en güzel elbiselerini giydir di. İbrahim (a.s.)’da bir ip ve bıçak alarak yola çıktılar. Şeytan yaratıldığı gün den beri hiç bu kadar tedirgin olmamıştı. İsmail (a.s.) babasının önünde koşu yordu. Melun Şeytan İbrahim (a.s.)’in yanına gelerek;

– “Onun güzel yüzünü ve tatlılığını görmüyor musun? Kendi öz evladını nasıl kurban edip, keseceksin?” dedi. İbrahim (a.s.) cevaben;

– “Evet görüyorum. Fakat Allah (c.c.) onu kesmemi emrediyor” dedi. Şeytan onu kandıramayacağını anlayınca Hz. Hacer validemize dedi ki;

– “Sen nasıl da durabiliyorsun İbrahim (a.s.) oğlunu kesmek için götürdü” deyin ce Hz. Hacer validemiz;

– “Sen yalan söylüyorsun. Oğlunu kesen bir baba hiç gördün mü?” dedi.

Şeytan;

– “Sen bana inanmıyorsun ama bunun için ip ve bıçak da götürdü” dedi. Hz. Hacer validemiz;

– “Peki niçin kessin ki?” Şeytan;

– “Rabbim bana emretti diyor” deyince Hz. Hacer validemiz;

– “Allah (c.c.) emrettiyse kessin” dedi. Bu sefer Şeytan İsmail (a.s.)’in yanına geldi. Onu da kandıramayınca kaçıp gitti.

İbrahim (a.s.) oğlunu keseceği yere Mina’ya varınca oğluna dedi ki;

– “Yavrucuğum! Rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Sen bu konu da ne diyorsun?” dedi. İsmail (a.s.);

– “Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacak sın. Babacığım sana üç vasiyetim var. Birincisi, her iki elimi bağla ki beni keserken seni rahatsız etmeyeyim. İkincisi, yüzümü yere çevir ki yüzümü görüp de bana acımayasın. Üçüncüsü, gömleğimin de benden hatıra olarak anama götür. Benden ona selam söyle ve ona de ki Allah (c.c.)’ın emrine sab ret. Ayrıca ellerimi bağladığını ve beni nasıl kestiğini ona söyleme. Sen de bir çocuk gördüğün zaman ona bakma ki benden sonra üzülmeyesin.” İbrahim (a.s.) daha on yaşındaki çok sevdiği yavrusunun yüzüne bakıp;

– “Allah-u Teala’nın emrini yerine getirme de benim için ne güzel yardım cısın” dedi.

İbrahim (a.s.) oğlunu yatırıp bağladı ve bıçağı kuvvetlice İsmail (a.s.)’in boğazına çalınca bıçak kesmedi. İbrahim (a.s.) bıçağı taşa vurdu. Taş ikiye ayrılınca;

– “Taşı kestiğin halde eti niye kesmiyorsun? Beni Rabbime asi mi edecek sin?” dedi. Bıçak Allah (c.c.)’ın emri ile dile gelip;

– “Ey İbrahim! Sen diyorsun kes, alemlerin Rabbi olan Allah (c.c.) kesme diyor. Ben senin emrine uyup da Allah (c.c.)’ın emrine uymayayım mı?” dedi. Ve Mevla Teala;

– “Ey İbrahim! Gördüğün rüyayı elinden geldiği yere kadar gerçekleştir din” dedi ve kurban etmesi için İbrahim (a.s.)’e koç gönderdi ve koçu kurban ettiler.

Nakledildiğine göre Hz. İsmail babasının vefatından kırk yıl sonra 137 yaşında vefat etmiş ve Hz. Hacer’in Hicr’deki kabrinin yanına defnedilmiştir. Hz. İsmail’in kabri Harem’deki Hicr denilen yerdedir.