Mürşid Kimdir? Özellikleri Nelerdir?

Mürşid lügatta; İrşad eden, yol gösteren demektir. […]

Mürşid lügatta; İrşad eden, yol gösteren demektir. Tasavvufta ise; tarikat piri, Allah’ı bilen, nefis ve ruhu terbiye edip yetiştiren kişiye denir.

Mürşid; kendisine intisap eden Allah yolcularını istek ve kabiliyetlerine göre manevi olgunluğa eriştirir. Onlara Allah’a giden yolda rehberlik ve önderlik yapar. Burada şu örneği vermek uygun olacaktır.

Mürşidler doktor gibidir. Normal doktor kalbin zahiri hastalığına teşhis koyar ve tedavi eder.

Mürşidler de mana âleminin kalp doktorlarıdırlar. Onlarda hastalığı teşhis ve tedavi ederler.

Atalarımızın söylediği gibi; “Yarım doktor candan eder, yarım hoca imandan eder” 

Kamil bir mürşide intisap etmeyen kişiler, bir gün mutlaka yanlış tedaviden dolayı, ya sakat kalırlar, ya da ölürler.

Nefis ve şeytan gibi kuvvetli düşmanların zaafını bilmeyen, onları etkisiz hale getiremeyen bir Mürşid, bir gün mutlaka elindeki o cevherleri kaybedecektir. Kalp ve ruh gibi bedenin savunma mekanizmaları güzel çalıştırılıp muhafaza edilmezse, bir gün nefis ve şeytan tarafından zarar görecekler ve özelliklerini kaybedeceklerdir. Bu yüzden kâmil bir Mürşid, kaçınılmaz bir gerçektir.

Kamil bir mürşidin kemal sıfatlarla donanmış, makam ve rütbe sevgisinden arınmış, dünya ile işi olmayan, az yiyen, az konuşan, az uyuyan, namaz, zikir, oruç gibi nafile ibadetlere önem veren, Resulullah’a tam manasıyla ittiba eden, Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmış olması gerekir.

Kur’an da adı geçen tezkiye, Tasavvuf yolunda, kulu terbiye eden ve kalbi manevi hastalıklardan kurtaran yoldur. Efendimiz sahabeyi nefislerinden arındırmış, kalplerinin manevi temizliğini yapmıştır. Şimdi de bu vazifeyi peygamber varisi dediğimiz Allah dostları Şeyh efendiler yapmaktadır.

Âlim, ibadetleri öğretir, Arif ise ibadet edilen Zatı öğretir.

Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur; “Şüphesiz Allah-u Teala’nın en sevgili kulları, Allah’ı kullarına, kullarını da Allah’a sevdiren, yeryüzünde hayır nasihat için dolaşanlardır.”

Hadiste anlatılan bu özellik mürşidde Şeyh efendide vardır. Zira onlar, kulları Allah’a, Allah’ı da kullarına sevdirmektedirler. Rütbelerin en yükseği şeyh’liktir. Çünkü o Allah’a davette Peygamber vekilliğidir.

Şeyh, müridinin özellik ve kabiliyetlerini göz önünde bulundurarak kendisine özel bir yol çizer. Şeyh efendi, müridlerinin meşreplerini huy ve karakterlerini iyi bildiğinden onlara anladıkları dilden sohbet eder, onlarla haşır neşir olur.

Şeyh efendilerin mutlak ve mutlaka Efendimize ulaşan silsilelerinin olması Şeyh’liğin ilk birinci şartlarındandır. Takip etmiş olduğu yolun mutlaka Efendimize uyması icap eder.

Şeyh’ler müşahede ve yakin iman sahibidirler. Yani Allah’ı zikir ile kalpleri uyanmış, şüpheden arınmış, Mevla ile yakın dostluk kurmuş, ihsan makamına ermiş kimselerdir.

Kur’an ve sünnet ilimlerini bilirler. Allah yolunda cahile tabi olmazlar. İmam-ı Rabbani hz. şöyle buyururlar; “Peygamberden bize iki ilim kalmıştır. Hükümlerle ilgili ilimler, Ahlak ile sırlar ilmidir. Takva ve istikamet ehlidir” der.

Efendimize buyrulduğu üzere; “Habibim Sen emrolunduğun gibi dost doğru ol. Seninle birlikte tövbe edenler de istikamet üzere hareket etsinler.”

İşte bütün Âlimlerin ortak düşüncesi; Bir kimsenin havada uçtuğunu, suda yürüdüğünü, ateşi tuttuğunu görseniz dahi yine de aldırmayınız. O kimsenin dinin emir ve yasaklarına nasıl uyduğuna bakınız. Eğer o dinin farz kıldığı bir hükmü yerine getirmiyor, vacibi terk ediyor, sünneti hafife alıyor, edebi çiğniyor ise o kimseden uzak durunuz, onun tarafına bakmayınız. Çünkü bu bir ölçüdür. Ama bu kimse yukarıdaki ölçülere riayet ediyorsa, dünya dahi üzerine geliyorsa onu bırakmayınız.

Ey Rabbimiz! Bize zevcelerimizden ve çocuklarımızdan gözlerimizin nuru (müminler) olacak iyi kimseler ihsan eyle. Ve bizi takva sahiplerine önder yap. (Amin)

Tags: