Musa (A.S)

Allah-u Teala’nın, dört büyük kitaptan biri olan […]

Allah-u Teala’nın, dört büyük kitaptan biri olan Tevrat’ı verdiği ve yeryüzünde dinini tebliğ edip, hakim kılması için gönderdiği “Ulul-Azim” peygamberlerden biridir. Hz. İbrahim (a.s)’in soyundan olup, İsrailoğullarının inançlarını düzeltmek ve onları Allah-u Teala’nın dilediği şekle kavuşturmakla görevlendirilmişti. Küfürle mücadelesi Kur’an-ı Kerim’de uzun uzun anlatılmak tadır.

Musa (a.s), Allah-u Teala tarafından İsrailoğullarına gönderilmiş bir “Rasul” idi. O da tıpkı kendisinden önce gönderilmiş olan peygamberler gibi kavmini Allah’a iman etmeye çağırdı. Kavmine zulmeden ve ilahlık iddiasında bulunan Firavun’a karşı tevhid yolunda mücadele etti. Bu uğurda, bütün peygamberlerin karşısına çıkan güçlükler, O’nun da karşısına çıktı. Doğup büyüdüğü diyardan çıkarıldı, kafirler tarafından öldürülmek gayesiyle kovalandı. Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de bir ayette Hz. Musa (a.s)’dan şöyle bahsediyor: “Kur’an’da Musa’yı da an. Çünkü O ihlas sahibi idi ve İsrailoğullarına gönderilmiş bir peygamber idi.” (Meryem, 19/51)

Hz. Musa (a.s)’nın Firavun ile olan kıssası, Kuran’ın bazı surelerinde çeşitli üsluplarda ve teferruatlı olarak anlatılmıştır. Firavun ve ordusunun Kızıldeniz’de boğulmaları olayından sonra, da İsrailoğulları ile ilgili kıssasına genişçe yer verilmiştir.

Musa (a.s)’nın Firavun ile olan mücadelesi, bir şahsın bir kralla, bir peygamberin sadece büyük bir zorba ile olan mücadelesinden ibaret değildir. Bilakis bu hak ile batıl’ın çatışması, Rahman’ın ordusu ile şeytanın ordusunun kaçınılmaz savaşıdır.

Sapıklık ve batıl, daima İblis ve onun ordusu tarafından temsil edilmiş, imana, tevhide, peygamberliğe, kısaca Hakka sürekli meydan okumuştur. Fakat kazanan daima Hak olmuştur. Allah-u Teala şöyle buyuruyor: “Muhak kak ki Biz peygamberlerimizi ve iman edenleri hem dünya hayatında, hem de meleklerin şahit olacağı günde muzaffer kılacağız.” (Mümin, 40/51)

Hz. Musa (a.s)’da gönderildiği kavmi cehalet ve sapıklık içerisinde buldu. Onları Hakka davet etti, yurdundan çıkarıldı, savaştı ve sonunda Allah-u Teala’nın izniyle kazandı.

Hz. Musa (a.s)’nın Nesebi, Doğumu ve Hayatı

Musa (a.s)’nın babası, İmran’dır. Onun babası Yahser, onun da babası Kahes’dir. Nesebi Yakub (a.s)’a ulaşır ki, O’nun babası Hz. İshak (a.s), O’nun da babası Hz. İbrahim (a.s)’dir. Musa (a.s)’nın yanında gördüğümüz Harun (a.s) O’nun kardeşidir.

Hz. Musa (a.s), Mısır’ın çok zor günler yaşadığı bir dönemde doğdu. Bu sırada, ilahlık iddialarında bulunarak haddi aşan Firavun, İsrailoğulları halkına dayanılamayacak eziyetlerde bulunuyor, bu insanları zulümle kasıp kavuruyordu.

İsrailoğulları, Kıpti kavminin muamelelerinden ve krallarının ağır baskılarından bıkmışlardı. Mısır’da yaşamanın bir tadı kalmadığını biliyor ve dedelerinin yurdu olan Kenan illerine gitmek istiyorlardı. Ama onlardan her işinde istifade eden Firavun, yakalarını bir türlü bırakmak istemiyordu. Onlara zulmün en akla gelmeyecek olanını yaptı.

Firavun, saltanatı sırasında İsrailoğullarına çok kötü eziyetlerde bulundu. Onları köle yaptı, en çirkin ve adi işlerde çalıştırdı. Allah-u Teala, İsrailoğullarını bu sıkıntıdan, azgın Firavun’un şerrinden, zulüm ve taşkınlıklarından kurtarmak için Hz. Musa (a.s)’yı gönderdi.

Firavun bir gece rüya görüp, korkup kederlendi. Rüyasında, “Kudüs tarafından gelen bir ateş gördü. Bu ateş, Mısır’a kadar uzanıp, Firavun’un evlerini yaktı. Fakat sadece Kıptilere zarar verdi, İsrailoğulları ise kurtuldular.” Uyanınca hemen kahin ve müneccimlerden rüyayı tabir etmelerini istedi. Onlar dediler ki; “İsrailoğulları içinden bir çocuk dünyaya gelecek, Mısırlıların helakına ve senin krallığının yok olmasına sebep olacak. Doğacağı zaman da iyice yaklaştı.”

Bu haber üzerine telaşlanan Firavun, İsrailoğulların’dan doğan bütün erkek çocukların öldürülmesini emretti. İsrailoğulları arasında iş yapabilecek insanların azalması üzerine Kıptilerin ileri gelenleri Firavun’a giderek, “Eğer böyle öldürmeye devam ederseniz, ileride bizim işlerimizi yapacak kimse bulamayacağız” dediler. Firavun da erkek çocukların bir sene öldürülmesini, bir sene de öldürülmemesini emretti. Erkek çocukların öldürülmediği sene Harun (a.s) doğdu. Öldürüldükleri sene ise Musa (a.s).

Musa (a.s) doğunca, annesi çok üzüldü. Allah-u Teala ona “korkmamasını, üzülmemesini” vahyetti. Kalbine bir rahatlık verdi. Bu olay Kuran’da şöyle anlatılıyor: Musa’nın annesine: “Çocuğu emzir, başına geleceklerden korktuğun zaman onu suya (Nil’e) bırak. Korkma, üzülme. Biz şüphesiz O’nu sana döndüreceğiz ve peygamber yapacağız.” (Kasas, 28/7)

Musa (a.s)’nın annesi de ilham edileni yaptı ve yavrusunu bir muhafaza içerisinde suya bıraktı. Ablasına da, “Onu izle” dedi. Musa (a.s)’yı taşıyan sandık, Allah’ın izniyle dalgalarla sürüklenerek, Firavun’un sarayına ulaştı. Sandığı bulan cariyeler, Firavun’un karısına götürdüler.

Allah-u Teala, Firavun’un karısı Asiye’nin kalbine bu çocuğun sevgisini koydu. Firavun çocuğu görünce öldürmek istedi. Ancak Asiye, çocuğu kendisine vermesini istedi. Çünkü hiç çocukları olmuyordu. Kur’an-ı Kerim, bunu şöyle anlatıyor; “Firavun’un karısı: Benim de senin de gözün aydın olsun! Onu öldürmeyiniz, belki bize faydalı olur, yahut onu oğul ediniriz” dedi. Aslında işin farkında değillerdi. (Kasas, 28/9)

Hz. Musa (a.s) acıkınca O’nu emzirmek icab etti. Fakat O kimseden süt emmek istemiyordu. Allah-u Teala, bunu şöyle zikrediyor; “Önceden, süt annelerinin memesini kabul etmemesini sağladık. Musa’nın ablası; “Size, sizin adınıza ona bakacak, iyi davranacak bir ev halkını tavsiye edeyim mi?” dedi. “Böylece O’nu, annesinin gözü aydın olsun diye, ona geri çe virdik. Fakat çoğu bilmezler.” (Kasas, 28/12-13)

Musa (a.s) böylece annesine dönmüş oldu. Üstelik Firavun’un sarayında büyüdü. Firavun ailesinin sevgisini kazandı. Yetişip delikanlılık çağına gelen Musa (a.s) bir gün şehre indi. Öğle üzeriydi. Dükkanlar kapalıydı ve halk evlerinde istirahat ediyordu. Kur’an-ı Kerim’de, şehirde geçen hadise şöyle anlatılıyor; Musa, halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre indi. Biri kendi adamlarından, diğeri de düşmanı olan iki adamı dövüşür buldu. Kendi tarafından olan kimse, düşmanına karşı O’ndan yardım istedi. Musa (a.s), onun düşmanına bir yumruk vurdu, ölümüne sebep oldu. “Bu şeytanın işidir. Çünkü o apaçık saptıran bir düşmandır” dedi. Musa (a.s), “Rabbim! Doğrusu kendime yazık ettim. Beni bağışla” dedi. Allah’da O’nu bağışladı. O, şüphesiz bağışlayandır, merhamet edendir. Musa (a.s); “Rabbim! Bana verdiğin nimete andolsun ki, suçlulara asla yardımcı olmayacağım” dedi. Şehirde, korku içinde, etrafı gözeterek sabahladı. Dün kendisinden yardım isteyen kimse, bağırarak O’ndan yine yardım istiyordu. Musa (a.s) ona: “Doğrusu sen besbelli bir azgınsın” dedi. Musa (a.s), ikisinin de düşmanı olan kimseyi yakalamak isteyince: “Ey Musa! Dün bir cana kıydığın gibi bana da mı kıymak istiyorsun? Sen ıslah edenlerden değil, ancak yeryüzünde bir zorba olmak istiyorsun”dedi. (Kasas, 28/15-19)

İsraillinin, olayı ağzından kaçırması üzerine, bütün halk Musa (a.s)’nın Mısırlıyı öldürmüş olduğunu öğrendi. Daha sonra bir adam koşarak geldi ve kendisini öldüreceklerini söyledi. “Musa (a.s) korku içinde çevresini gözetleyerek oradan çıktı. Rabbim! Beni zalim milletten kurtar” dedi. Medyene doğru yöneldiğinde; “Rabbimin bana doğru yolu göstereceğini umarım” dedi. (Kasas, 28/21-22)

Musa (a.s) böylece yurdundan uzaklaştı. Yanına yiyecek hiç birşey de almamıştı. Tam sekiz günlük yolu, ağaç yaprakları yiyerek aştı. Mısır ile Medyen arası sekiz günlük bir mesafedir. Allah-u Teala’nın bu seçkin kulu, aç ve bitap düşmüş olarak bu uzun mesafeyi katetti ve nihayet Medyen’e ulaştı. Kur’an-ı Kerim’de kıssa şöyle devam ediyor; “Medyen suyuna geldiğinde, davarlarını sulayan bir insan topluluğu buldu. Onlardan başka, hayvanlarını sudan alıkoyan iki kadın gördü.” Onlara;

– “Derdiniz nedir?”dedi.

– “Çobanlar ayrılana kadar biz sulamayız. Babamız çok yaşlıdır. (Onun için bu işi biz yapıyoruz)” dediler. Musa (a.s) onların davarlarını suladı. Sonra gölgeye çekildi;

– “Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayra muhtacım” dedi. (Kasas, 28/23-24)

Medyen suyunda çobanlar koyunları suladıktan sonra, kuyunun ağzına büyük bir kaya koyarlardı. Bu iki kadın da artan sularla koyunlarını sulamaya çalışırlardı. Musa (a.s), kayayı kuyunun ağzından tek başına kaldırdı, su çekti ve kadınların koyunlarını suladı. Sonra tekrar kayayı yerine koydu. Bu kayayı ancak on kişi kaldırabilirdi. Musa (a.s) ise, on kişinin halledebileceği bu işleri tek başına halletmişti. Kızlar babalarına gidip Hz. Musa’yı ve yaptığı iyiliği anlattılar. Kur’an-ı Kerim’de kıssa şöyle devam ediyor:

O sırada, kadınlardan biri utana utana yürüyüp O’na geldi;

– “Babam sana sulama ücretini ödemek için seni çağırıyor” dedi. Musa (a.s) ona gelince, başından geçeni anlattı. O;

– “Korkma! Artık zalim milletten kurtuldun” dedi. İki kadından biri;

– “Babacığım, O’nu ücretli olarak tut. Ücretle tuttuklarının en iyisi bu güçlü ve güvenilir adamdır” dedi. Kadınların babası;

– “Bana sekiz yıl çalışmana karşılık bu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer on yıla tamamlarsan, o senden bir lütuf olur. Ama sana ağırlık vermek istemem. İnşallah beni iyi kimselerden bulacaksın” dedi. Musa (a.s);

– “Bu seninle benim aramdadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım, bir kötülüğe uğramayacağım. Söylediklerimize Allah vekildir” dedi. (Kasas, 28/25-28)

Kızların babasının kim olduğu hakkında görüş ayrılığı vardır. Bunun Şuayb (a.s), olduğu hususunda kanaatler vardır. Ulemanın çoğunluğu da bu görüştedir. Hz. Şuayb (a.s)’ın kızıyla nikahlandıktan sonra Musa (a.s), Medyen’de kalıp, hanımının mehri olmak üzere on yıl koyun güttü.

Hz. Musa (a.s)’ya Peygamberliğinin Bildirilmesi

Musa (a.s) Medyen’de on sene kalıp mehrini tamamladıktan sonra, Mısır’a dönmeye karar verdi. Ailesiyle birlikte yola koyuldu. Karanlık ve soğuk bir gecede yolu şaşırdı ve dağ geçidinin yolunu bir türlü bulamadı. Çakmak taşıyla bir şeyler tutuşturmaya çalıştı, başaramadı. Soğuk iyice şiddetlendi. Karısı da hamileydi ve doğum zamanı da yaklaşmıştı. Musa (a.s) ve ailesinin gerçekten yardıma ihtiyacı vardı.

Kur’an-ı Kerim’de, bu olay şöyle anlatılıyor: “Musa (a.s), süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tur tarafından bir ateş gördü.” Ailesine;

– “Durunuz, ben bir ateş gördüm. Belki oradan size bir haber veya tutuşmuş bir odun getiririm de ısınabilirsiniz” dedi. Oraya gelince, kutlu yerdeki vadinin sağ yanındaki ağaç cihetinden;

– “Ey Musa! Şüphesiz ben alemlerin Rabbi olan Allah’ım” diye seslenildi.

– “Değneğini at!” Musa (a.s), değneğin yılan gibi hareketler yaptığını görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı.

– “Ey Musa! Dön gel. Korkma! Şüphesiz güvende olanlardansın” denildi.

– “Elini koynuna koy, lekesiz, bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kollarını kendine çek! Bu ikisi Firavun ve ahalisine karşı Rabbinin iki delilidir. Doğrusu onlar yoldan çıkmış bir millettir” denildi. Musa (a.s);

– “Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir cana kıydım. Beni öldürmelerinden korkarım. Kardeşim Harun’un dili benimkinden daha düzgündür. Onu, beni destekleyen bir yardımcı olarak benimle gönder, çünkü beni yalanlamalarından korkarım” dedi, Allah (c.c);

– “Seni kardeşinle destekleyeceğiz. İkinize bir kudret vereceğiz ki, onlar size el uzatamayacaklardır. Ayetlerimizle ikiniz ve ikinize uyanlar üstün geleceklerdir” dedi. (Kasas, 28/29-35)

Taha suresinin ilk ayetlerinde, Allah-u Teala ile Musa (a.s) arasında geçen konuşma, daha ayrıntılı bir şekilde verilir. Şu ayetler Allah-u Teala’nın Musa (a.s)’yı “Rasul” olarak görevlendirdiği zamanın anlaşılmasında yardımcı oluyor; “Ben seni seçtim. Artık vahiy olunanı dinle. Şüphesiz ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Bana kulluk et, Beni anmak için namaz kıl!” (Taha, 20/13-14)

Ve daha sonra Allah-u Teala, Musa (a.s)’ya şöyle buyuruyor: “Firavun’a gidin. Doğrusu o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt dinler veya korkar.” (Taha, 20/43-44)

Allah-u Teala’nın, Musa (a.s)’ya bunu emretmesinden sonra, Musa (a.s) ile Firavun arasında amansız bir mücadele de başlamış oluyordu. Hak ile batıl’ın amansız savaşı. Bütün peygamberlerin birbirlerine miras bıraktıkları tevhid mücadelesi…

Hz. Musa (a.s), Allah-u Teala’nın bu emriyle Firavun’a gitti. Onu güzellikle Allah’a iman etmeye davet etti. “Musa (a.s);

– “Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim! Bana Allah’a karşı ancak gerçeği söylemek yaraşır. Size Rabbinizden bir mucize getirdim, İsrailoğulları’nı benimle beraber salıver.” (Araf, 7/104-105) Firavun;

– “Musa! Rabbiniz kimdir?” dedi. Musa (a.s);

– “Rabbimiz, her şeye ayrı bir özellik veren, sonra doğru yola eriştirendir” dedi. (Taha 20/49-50)

Firavun, bu davete icabet etmedi ve direndi. Musa (a.s)’yı zindana atmakla tehdit etti. Musa (a.s)’da Firavun’a, belki iman eder diyerek, ispat edici bir delil getirmek istedi. Asasını yere attı, kocaman bir yılan oldu. Elini koynuna sokup çıkardı, gözleri kamaştıran bir güneş parçası oluverdi. Musa (a.s)’nın gösterdiği bu mucizeler karşısında Firavun gerçekten korkmuştu. Bunun üzerine o da sihirbazlarını toplayıp, Musa (a.s)’yı mağlup etmeyi kararlaştırdı. Ülkesindeki bütün ünlü sihirbazları çağırttı ve onlardan Musa (a.s)’nın yaptıklarından daha büyük bir sihir yapmalarını istedi. Onlarda hazırlandılar ve birgün kararlaştırdılar. O gün gelince de halkın gözleri önünde Musa (a.s) ile yarışmaya başladılar. Sihirbazlar;

– “Ey Musa! Marifetini ya sen ortaya koy veya biz koyalım” dediler. Musa (a.s);

– “Siz koyun”dedi. Sihirbazlar marifetlerini ortaya koyunca, insanların gözlerini sihirlediler ve onları ürküttüler, büyük bir sihir yaptılar. Biz de Musa (a.s)’ya;

– “Asanı koyuver” dedik. O da koyuverdi. Hemen onların uydurduklarını yutmaya başladı. Hak tahakkuk etti. Onların yaptıkları boşa gitti. İşte orada yenildiler, küçük düştüler. Sihirbazlar secdeye kapanıp;

– “Alemlerin Rabbine, Musa ve Harun’un Rabbine inandık” dediler. (Araf, 7/115-122)

Sihirbazların iman etmeleri, Firavun’u çok kızdırdı. Onları öldürmekle tehdit etti. İşte küfür, acizliğini bu olayla bir kere daha ortaya koymuş oldu. Gelişen bu olaylar, Firavun’u yola getireceği yerde, onu daha çok azdırdı. Ve Musa (a.s) ile kavmini ortadan kaldırmadıkça rahata kavuşamayacağına inanıp, bu arzusunu yerine getirmeye çalıştı. Musa (a.s), Firavun ve kavmini, imana çağırmaya devam etti. Firavun inkar ettikçe, Allah-u Teala onun kavmine tufan, çekirge, haşarat, kurbağa, kan gibi çeşitli azaplar gönderdi. Ancak bunların hiç biri, Firavun ve kavmini yola getirmedi.

Firavun, küfür ve inadında, ısrar ve Musa (a.s)’nın davetine de icabet etmemeye devam etti. Allah-u Teala, Musa (a.s)’ya İsrailoğullarını bir gece Mısır’dan çıkarıp Filistin diyarına götürmesini vahiy etti. Bir gece Musa (a.s) ve kavmi şehirden çıkıp, Süveyş şeridi boyunca Kızıldeniz’e yöneldiler.

Firavun şehirde İsrailoğullarından hiçbir iz göremeyince, kaçtıklarını anladı ve bütün ordusunu seferber ederek, peşlerine düştü. Firavun ordusunun çok kalabalık olduğu rivayet edilmektedir. Firavun iki gün sonra İsrailoğullarına yetişti. İsrailoğullarının önlerinde geçilmesi mümkün olmayan bir deniz arkalarında kocaman bir ordu vardı. İsrailoğulları;

– “Yakalandık ya Musa” diye yakınmaya başladılar. Kur’an-ı Kerim’de olay şöyle anlatılıyor. Musa (a.s);

– “Hayır! Rabbim benimle beraberdir. Bana elbette yol gösterecektir” dedi. Bunun üzerine Biz Musa (a.s)’ya;

– “Değneğinle denize vur” diye vahyettik. Hemen deniz ikiye ayrıldı, her parçası yüce bir dağ gibiydi. İşte oraya geridekileri de yaklaştırdık. Musa (a.s) ve beraberinde bulunanların hepsini kurtardık.” (Şuara, 26/62-65) “Firavun, ordusuyla onları takip etti. Deniz de onları içine alıverdi. Hem de ne alış!” (Taha, 20/78)

Kur’an-ı Kerim’de Allah-u Teala, bir zalimin, kafirin sonunu böyle anlatıyor ve bir kavmi nasıl kurtardığını da. İşte Hak, Batıl’ın tepesine böyle inip, onu ortadan kaldırabiliyor. Firavun ordusu, bir tek kişi kalmamacasına yok oldu. Firavun ise, ölümün geldiğini anlayınca iman ettiğini açıkladı. “Firavun boğulacağı anda;

– “İsrailoğullarının inandığından başka ilah olmadığına inandım. Artık ben de O’na teslim olanlardanım” dedi. Ona;

– “Şimdi mi (inandın)? Daha önce başkaldırmış ve bozgunculuk etmiştin” dendi. (Yunus, 10/90, 91)

Bu olaydan sonra Allah-u Teala, Hz. Musa (a.s)’ya kavmiyle birlikte Beyti Makdis’e yönelmelerini emretti. Yola koyuldular. Çölde su bulamayıp, şiddetli bir susuzluğa kapıldılar. Gelip Musa (a.s.)’ya sitem ve şikayette bulundular. Allah (c.c), Musa (a.s)’ya, asasını taşa vurmasını emretti. Vurunca taşın on iki yerinden su fışkırdı. Her Yahudi kabilesine bir göze düşüyordu. Onlar bu gözelerden kana kana içtiler, susuzluklarını giderdiler. Allah-u Teala İsrailoğullarına, gökten kudret helvası ve bıldırcın eti de gönderdi. Fakat İsrailoğullarının o ikiyüzlülükleri, bütün bu nimetlere rağmen, kendini burada da ortaya çıkardı. Bir tek yemekle yetinemeyeceklerini söylediler;

– “Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız. Bizim için Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiği sebze, kabak, sarmısak, mercimek ve soğan yetiştirsin” demiştiniz de,

– “Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, orada şüphesiz istediğiniz vardır” demişti. (Bakara, 2/61)

Sonra Allah-u Teala Hz. Musa’ya, Filistin’e gitmeyi emretti. Orada Heysanilerin kalıntıları ve Kenanlılardan meydana gelen zalim bir topluluk ile karşılaştılar. Musa (a.s) kavmine, buraya girip bu zalimlerle savaşmalarını ve onları bu mukaddes beldeden çıkarmalarını emretti.

Fakat, İsrailoğulları buna cesaret edemedi;

– “Ey Musa! Onlar orada oldukça biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidin savaşın, doğrusu biz burada oturacağız” demişlerdi. (Maide, 5/24) Allah’ta onları Tih çölüne attı ve yollarını şaşırttı. Kavmine söz geçiremediğinden yakınan Musa (a.s)’ya, Allah-u Teala; “Orası onlara kırk yıl haram kılındı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Sen, yoldan çıkmış bir millet için tasalanma” dedi. (Maide, 5/26)

Zamanla bu zillet içinde yaşayan nesil, yerini hürriyetle yetişen ve izzetle yaşayan bir nesile terk etti. Bunlar da bir müddet sonra Arz-ı Mukaddes’e girmeye muvaffak oldular.

İsrailoğulları, bu kırk yıl içinde çok çeşitli sapıklıklarda bulundular. Hz. Musa’nın Tur dağında kırk gün geçirdiği bir zamanda, Samiri isimli bir şahsın imal ettiği ve “işte sizin de Musa’nın da ilahı” dediği altından bir buzağıya tapmaya başladılar. Musa (a.s) döndüğünde onları buzağıya tapınır görünce çok üzüldü. Harun (a.s)’a çıkıştı. İsrailoğullarını buzağıya tapınmaktan vazgeçirmeye çalıştı. İsrailoğulları ise, her fırsatta iki yüzlülüklerini sergilediler. Musa (a.s), hayatı boyunca tevhid yolunda mücadele etti. Bu uğurda pek çok eziyetle karşılaştı. Yurdundan çıkarıldı, ölümle tehdit edildi ve etrafında kendisiyle beraber inanan pek az insan bulabildi.

Musa (a.s), Tih çölünde, Harun (a.s)’dan sonra öldü. İsrailoğullarını Arz-ı Mukaddes’e sokamadı. Öldüğünde yüz yirmi yaşında idi. Buhari, onun ölümü ile ilgili olarak şunları rivayet ediyor: Ölüm meleği geldiğinde, Musa (a.s) onun yüzüne dikkatle baktı. Canını almaya gelen Azrail (a.s) korktu ve gözü karardı. Sonra: “Ya Rabbi, beni bir kuluna gönderdin ki, ölmek istemiyor” dedi. Allah-u Teala, o hali üzerinden kaldırarak, tekrar Musa (a.s)’ya gönderdi;

– “Söyle, sayılı olmak şartıyla istediği kadar yaşasın.” Hz. Musa;

– “Ya Rabbi, sonra ne olacak?” dedi.

– “Öleceksin” buyuruldu.

– “Öyle ise ölüm şimdi gelsin” niyazında bulundu. Sonra Allah-u Teala’dan, kendisini bir taş atımı Beyti Makdis’e yaklaştırmasını, orada ölmesini ve oraya gömülmesini istedi.

Ebu Hureyre (r.a) şöyle diyor: Resulullah (s.a.v): “Eğer ben sizinle beraber orada bulunsaydım, onun yol kenarında ve kızıl bir kum tepesi nin yanında bulunan kabrini size gösterirdim” buyurdu.