Tevekkül Nedir?

Tevekkül: “Hareketlerini ilahi kanunlara uydurduktan sonra Allah’a […]

Tevekkül: “Hareketlerini ilahi kanunlara uydurduktan sonra Allah’a güvenerek ve emniyet ederek neticeyi beklemektir.”

Resulüllah Efendimizin bütün hayatı, Ashab-ı Kiram’ın yaşayışı bu mevzudaki ayetler ve hadisler incelenirse neticede tevekkülün bu manada olduğu anlaşılır.

Bu tarife göre; “İnsan evvela elinden geldiği kadar çalışacak, kendine düşen vazifeleri yapacak, bütün maddi imkânları hazırlayacak, ondan sonra başkasına değil sadece Allah’a güvenip dayanacak, neticeyi ondan bekleyecektir.”

Bir başka anlatışla; “İşi insanın götürebileceği sahaya kadar götürdükten sonra işin sonunu Allah’a havale edecektir.” Zaten insan için bundan başka yapılacak iş, tutulacak yol yoktur. Çünkü iş artık kendi gücünün sahasından çıkmıştır.

Mesela; Çiftçi tarlayı güzelce sürer, tohumunu atar, icabında sular, yapabileceği her şeyi yapar. Sonra neticeyi Allah’tan bekler.

Bir hasta derdinin devasını araştırır, insan bilgisinin ulaşabildiği tedavi çarelerine başvurur, ondan sonra da Allah’tan şifa dilerse yaptığı yerinde ve doğru olur.

Lakin çiftçi tarlayı sürmez, tohumunu ekmez ve sulamazsa, sonra da “Allah her şeye kadirdir” der ve “Allah benim rızkımı gönderir” deyip çalışmazsa hasat vakti geldiğinde de tarlaya gidip hasatları toplaması mümkün müdür?

Bir hasta tedavisi için çarelere başvurmayıp, “derdi veren Allah, dermanı da verir” deyip hastalığına çare aramazsa o kişinin şifa bulması mümkün mü?

Bir Ayet-i Kerimede; “Bir kere azmettin mi, artık Allah’a güvenip dayan (tevekkül et)” buyrulmaktadır. Bu ayet, tevekkül etmeden önce azmetmeyi, çalışmayı, gayret sarf etmeyi şart koşmaktadır.

Bir Hadis-i Şerifte; “Eğer siz Allah’a hakkıyla tevekkül etseydiniz, kuşların rızkını verdiği gibi sizinkini de verirdi. Görmezmisin! Kuşlar yuvalarından sabahleyin aç giderlerde, akşam tok dönerler.” Bu hadis-i şerifte kuşların bile yuvada kalmayıp rızk aramak için çalıştıkları anlatılmaktadır.

Yine diğer bir hadis-i şerifte Efendimiz (s.a.v); “Devesini salı verip “Allah’a tevekkül ettim” diyene “Deveyi bağla da öyle tevekkül et” buyurmuştur.

İnsanların çalışmaları umumiyetle dünya için olur. Hâlbuki dünya hayatının yanı sıra asıl yaşanacak yerin ahiret yurdu olduğunu Mevla’mız bizlere bildirmektedir. Onun için “Hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya, yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış” diyen, tembelliği yasaklayan dinimizin, çalışmamak manasında olan bir tevekkülü tavsiye etmesi hiç mümkün değildir.

Bizler tevekkülü kendi bildiğimize göre değil de bu konuda müracaat edilecek mercii olan Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler, Resulüllah’ın yaşantısı ve Ashab-ı Kiram’ın hayatlarından birer örnek vererek inceleyelim ve onlar tevekkülü nasıl anlamış ve nasıl yaşamışlar bir bakalım.

Bütün ömrü boyunca çalışan, insanları çalışmaya teşvik eden Peygamberimiz bizlere tevekkülün en güzel örneğini vermiştir. Burada peygamberimizin hayatından birkaç örnek verelim.

Peygamber Efendimiz Kur’an-ı Kerim’in Allah (c.c) tarafından muhafaza edileceğini biliyordu ve hatta bir ayet-i kerimede Mevla Teâlâ açıkça; “Kur’an-ı Kerim’i biz indirdik ve onu muhafaza edecek yine biziz” buyurduğu halde buna rağmen Efendimiz (s.a.v) Kur’an-ı Kerim’i ashabına yazdırmış, ayrıca onu ezberlemeye de büyük önem vermiş, ashabını ve bizleri bu hususta teşvik etmiştir. Bu durumda Efendimiz Kur’an’ın yok olması ve bozulması gibi durumlardan uzak kalması için elinden gelen her türlü çarelere başvurduktan sonra neticeyi Allah’a havale etmiştir.

İslam dininin yayılacağı, imanın küfre galip geleceği şüphesiz idi. Buna Efendimiz kadar kuvvetle inanan hiçbir kimse bulunamazdı. Buna rağmen Efendimizin İslamiyet-i yaymak için dayanılmaz sıkıntılara, işkencelere göğüs gerdiği herkesçe malumdur. (Nasıl olsa Allah bu dini üstün kılacaktır, insanlık er geç İslamiyet-i kabul edecektir, ben boşuna yorulmayayım demedi.)

Hz. Ömer diyor ki; “Her hangi biriniz rızık aramaktan geri durup, oturarak Allah’ım bana rızık ver demesin. Bilirsiniz ki, gökten altın ve gümüş yağmaz.”

Hz. Ömer’in Şam’a giderken orada veba hastalığı olduğunu haber alınca geri döndüğü malumdur.

Yukarıda verdiğimiz örneklerden anlaşılıyor ki asıl tevekkül; Bir insanın elinden gelen her şeyi yaptıktan sonra neticeyi Allah’a havale etmesidir. Yoksa bir köşeye geçip biz Allah’a tevekkül ediyoruz deyip rızık beklemek, çalışmamak yanlıştır.

Bu din nasıl olsa galip gelecek deyip, dünyaya tamamen yönelmek, nasıl olsa bu Kur’an-ı Allah-u Teâlâ muhafaza edecek deyip, Kuran’a sarılmamak ondan gafil olmak tevekkül değildir.

Şayet tevekkül böyle olsaydı yirmi üç yıllık Peygamberlik hayatı boyunca nice sıkıntılar çeken, üç yıl boykot edilen, yollarına diken atılan, namaz kılınca sırtına deve işkembesi atılan, Taif’te taşlanan, Mekke’den Medine’ye hicret eden ve hatta savaşlara varıncaya kadar bu dinin yayılması için mücadele eden, Bedir, Uhud ve Hendek’te kâfirlerle kılıç kılıca savaşan, Uhud savaşında dişi şehit edilen, gelmiş geçmiş bütün günahları affedildiği halde, bütün kâinat O’nun hürmetine yaratılmış olan, günahsız, masum olan, tüm duaları mutlak kabul olan, bir işaretiyle ay ikiye bölünen, Bedir’de bir “Allah” demesiyle üç bin melek alaca atlarla yardımına gelen Efendimiz (s.a.v) hiç böyle mücadeleye girmeden ellerini açıp; “Ya Rabbi sen bu dini galip kıl, Kur’an’ın nurunu tüm dünyaya yay” diyebilirdi. Ama onlar önce ellerinden gelen her türlü mücadeleyi canlarıyla, mallarıyla, kanlarıyla son damlasına kadar verdiler ondan sonra Allah’a tevekkül edip neticeyi beklemeye başladılar.

Bizler ise yeryüzünde kâfirler hüküm sürerken, Müslümanlar onların çizmesi altında ezilirken, Müslümanım diye geçinip kendimizle övünüyoruz. Oturduğumuz yerden dinin galip gelmesini bekliyoruz. Bir anda sabah kalktığımızda sanki İslam dini gelmiş, her tarafta Allah’ımızın kelamları okunuyor, bütün dünyada ezan sesleri duyuluyor, bunu ancak rüyamızda görebiliriz. Böyle tevekkül yanlıştır.

Allah-u Teâlâ Efendimiz (s.a.v) ve Ashabına yapmadığını sana-bana yapmaz. Kendimizi daha fazla kandırmayalım. Hıristiyanlar, Masonlar etrafımızda cirit atarken, bizler hala uykudayız. Gelin hep beraber üzerimizdeki tozları atıp kendimizi silkeleyelim, bu gafletten uyanalım.

Biz öyle bir camiayız ki, dışta ve içte düşmanlara ve münafıklara karşı mücadele etmekteyiz.

Biz elimizden gelen her türlü mücadeleyi ve fedakârlığı yaptık. 11 senedir üzerimize atılan bu çirkin iftiralara ve fitnelere karşı biz daima kardeşane bir şekilde hep toparlayıcı ve kucaklayıcı olduk.

Ya Rabbi! Biz, Sana dayandık, Sana rûcû ettik. Bu işin sahibi Sensin. Sultanımızı üzmekten ve darıltmaktan bizleri muhafaza eyle. Onun idealini ve hedeflerini yaşatmayı ve yaymayı bizlere muvaffak eyle

 

1425  1044

1153

1147

 

Tags:
FM Özel Eğitim Kurumları